Akademik çalışmalara yönelik kullanılabilecek DipNot'ları araştırabilirsiniz
A B C Ç D E F G Ğ H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z
"O" Harfi İle Başlayan Kavramlar

 Yalnız genel istem (irade) devletin güçlerini devletin kuruluş amacına, yani herkesin iyiliğine uygun olarak yönetebilir. Çünkü özel çıkarlar arasındaki anlaşmazlık nasıl toplumların kurulmasını gerekli kılmışsa, aynı çıkarlar arsındaki anlaşma da bunu olanaklı kılmıştır. İşte, toplumsal bağı kuran şey, bu birbirinden ayrı çıkarlar arasındaki ortak şeydir. Bütün çıkarların anlaştığı bazı noktalar olmasaydı, hiçbir toplum var olmazdı. İşte, toplum bu ortak çıkar açısından yönetilmelidir.

J.J Rousseau /Toplum Sözleşmesi /Türkiye İş Bankası Yay. / S.23 / 2010

Olgunluğu maddi ve manevi unsur olmak üzere iki hususta ifade edebiliriz. Bunlar olgun insan ve olgun fikir şeklinde ifade edilebilir.

Olgun bir insan denince ilimde, ahlakta, idarede, kısacası, insanın kemale eriştiğini ifade eden tüm deyimlerde, kendi değerini kazanmış bir şahıs akla gelir. Olgun bir fikir dediğimiz zaman ise, ileri sürülen bir mütalaanın (düşüncenin) kişiye, topluma fayda yarattığını, değer taşıdığını anlamak mümkün olur. Bunlar manevi birer niteliktir.

Buna karşı olarak ise olgunlaşmamış bir insan, ham bir fikir, ham meyva gibi, bilindiği gibi beşeri münasebetlerin ekserisinde bu kelime bizi sık sık ilgilendirmektedir. Hayatın gereksinimlerine, toplumun değerlerine aykırı hareket edenlere karşı ne kadar çiğ (toy) adam deriz. Adeta olgunlaşmamış yani yenilmeye elverişli olmayan herhangi bir meyveye ham, yenilmez dediğimiz gibi. Neticede, hayat dediğimiz bu dünya oluşunda, kişileri ve toplumu ilgilendiren niteliklerden birisi de olgunluktur. Şahsi ve toplumsal hayatımızda bu niteliğe bağlı kalmaktan geri duramayız.

Olgunluğun kaynağına baktığımızda ise zekayı, şuuru, ruh ve vicdanı bir arada harmanlanmış ve birbiriyle uyumlu hareket eder görmekteyiz.

BASRİ ÜZEL, GENÇ NESİLLE KONUŞMALARIM, SES-IŞIK MATBAASI, S.54-55, 1946

Yüksek Orta Çağın iktisadı, temelde köye dayanan bir iktisattı, mallarını arazı işletmesine borçluydu, insanların durumu da aynı arazi üstünde yaşayan kimseler arasındaki ilişkilere bağlıydı. Zenginliklerini sağlayan topraktı, herkesin, geçimini sağlamak üzere kendine özel hakları vardı. Törelerine göre alabildiğine hiyerarşik, apayrı haklardı bunlar. Bu hakları ve aralarındaki karşılıklı bağları belirten şey, toprakla olan bağlarıydı. Tımar anlamına gelen “fief” kelimesinden doğmuştur feodalite. Hiyerarşi basamaklarının iki kutbunda aynı zorunluluk hüküm sürüyordu: Topraktan ayrılmamak. Serf’in, yani köylünün topraktan ayrılmağa hakkı olmadığı gibi, derebeyinde arazisini satmağa hakkı yoktu, hiç kimse de, bugünkü anlamında, bu toprağa baştanbaşa sahip değildi. Kişiler arasındaki ilişkiler arazi ile ilgili olarak da doğuyordu: Sadakat ve himaye gibi çifte bir taahhüde dayanan insanlar arası bağlardı bunlar. Güven ihtiyacı, kişisel özgürlük isteğine üstün gelmişti.

Prof. Claude DELMAS / Avrupa Uygarlığı / Kitapçılık Yay. / S. 23 / 1967

Latince bir kelime olan "auctoritas", kendini kollayamayanları kollayan koruyucu muhafız, ya da kararsızlara öğütte bulunan demektir. Otorite, kökenindeki anlamıyla tahakkümden çok daha fazla bir şeydir.

 
M.Naci Bostancı / Siyasetin Arka Yüzü / Alternatif Yay. / S.39 / 2002