Akademik çalışmalara yönelik kullanılabilecek DipNot'ları araştırabilirsiniz
A B C Ç D E F G Ğ H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z
"S" Harfi İle Başlayan Kavramlar
 

Sosyoloji şayet ortaklaşa insan davranışının sistematik incelenmesi olarak tanımlanacak olursa, ekonomi, demografi, kriminoloji veya siyaset gibi ayrı ayrı disiplinlerin sosyolojinin (ya da toplumsal bilimin) aynı eksenli ama farklı dalları sayılmaları gerekir.


W.G. Runciman / Toplumsal Bilim ve Siyaset Kuramı / Teori Yay. / S.1 / 1986

Sembol; anlatılmaz ve görülmez bir gösterilene gönderen ve bundan dolayı da anımsayamadığı bu denkliği somut olarak tecessüm etmek zorunda olan ve bunu da uygunsuzluğu tükenmez bir biçimde düzelten ve tamamlayan ikonografik, ritüel, mitik yinelemeler oyunu aracılığıyla yapan işarettir.

Gilbert Duran / Sembolik İmgelem / İnsan yay. / S.13 / 1999

Bir partinin büyük bir tabakadan taraftarı olmaması, uzlaşmak için büyük bir sebepten yoksun olması demektir. Yine bir partinin, sembolik olarak bir çok grupla ilgilendiğini göstermesi için, -bu gruplardan bazıları o partiyi pek tutmasalar bile- farklı köklerden gelen önderleri bulunması da çok önemlidir.

S.M. Lipset / Siyasal İnsan / Teori Yay. / S.11 / 1986

Bir toplumun siyaset kurumları ne kadar az diktatörce olur ve ne kadar az baskı yaparsa, hem hükmedenleri hem de hükmedilenlerini sınırlayacak bir kutsal inanç sistemi o kadar çok gerekli olur.

S.M. Lipset / Siyasal İnsan / Teori Yay. / S.7-8 / 1986

En hüzünlü yazgılardan biridir sürgün. Modernlik öncesi dönemlerde sürgün iyice korkunç bir cezaydı; çünkü sadece aileden ve aşina mekânlardan uzakta amaçsızca dolaşmaktan öte bir şeydi. Aynı zamanda kendini hiçbir zaman evinde hissetmeyen, etrafına hiç uyum sağlayamayan, geçmişe yatıştırılmaz bir acıyla, bugüne ve geleceğe ise buruklukla bakan biri, sürekli toplumdışı olan biri olmak anlamına da geliyordu. Sürgün fikri bir cüzamlı, toplumsal ve ahlaki anlamda bir parya olmaktan duyulan korku ile bağlantılı olmuştur her zaman. 

Edward Said / Entellektüel / Ayrıntı Yay. / S.57 / 2004

Siyasal davranışlar çok sayıda ve çok çeşitlidir, iki kutup ise ahlaksal yönden “dürüstlük” ve “ihanet”tir. Bunlardan birincisi, Devlet yaşamı için kaçınılmaz bir öğe olan vatandaşın içten gelme veya eğitim yoluyla edinilmiş bağlılığıdır. İkincisi ise başka bir devlet veya başka bir rejim yararına, Devlet’in hayati koşullarına zarar vermek, saldırmak demektir. 

Marcel Prelot / Politika Bilimi / Varlık yay. / S.160 / 1972

Sanatçı eseri ile toplumsal ilklim arasında bağ kurar, belli bir tarihselliği temsil eder. Çekiciyle bir heykeltıraş gibi zamana biçim verir; halkın kolektif nefes alışı kadar her bireyin kişisel hikâyesi, o olmasa yoksun kalacağı bir nitelik edinir.

M.Nacı Bostancı / yarınki Siyaset / Alternatif Yay. / S.70 / 2002

 Mehmet Akif Balıkesir’e gittiğinde, Muallim mektebini ziyaret ediyor. Öğrencilerden biri kendisine bir soru yöneltiyor. Hasan Basri Çantay bu sırada Akif’in verdiği cevabı defterine yazıyor.

      “Edebiyatta Sanat Sanat İçindir. Sanat mukayyet (bir şart veya kayıtla bağlı olan) değildir”, diye bir şey var. Sizin kanaatiniz nasıldır?

-      O sözler yeni değildir. Ona ittiba eden kimse yoktur. Şarkta garpta yetişmiş meşahirin muhalled eserleri tedkik edilince görülür ki her biri, her yazdığı eserinde mutlaka bir gaye takip etmiştir. Demek ki sanat mutlak değildir. Madem ki “sanat sanat içindir” düsturunun ortaya atılmasına rağmen hiçbir edip, hiçbir şair bir maksad gözetmekten kendisini kurtaramıyor, o halde; bu dütur artık iflas etmiş demektir.

-    Fransızların en büyük romancılarından Emile Zola vardır ki o zatın yazdığı hikayelerin bir kısmını namus kaydında bulunan aileler evlerine sokmazlar. O derecede serbest yazılmıştır. Aynı zatyın meyhane adında bir romanı vardır. Bu roman yayınlandığı zaman Fransa’da fırtınalar kopardı. “Bu eser gayri ahlakidir denildi”. ZOLA, şayet sanat sanat içindri düsturu ile yola çıkacak olsaydı derdi ki, siz benim erimde sadece sanat arayınız,  ben o eserleri ahlak ile sınırlı olarak düşünecek kadar dar düşünceli değilim. Hâlbuki hiç böyle demedi: eserin ikinci baskısının ön sözüne; o kitabın gayet ahlaki olduğunu, bu hükmn bila tedkik verildiğini, yoksa hikaye dikkatle okunacak olursa, ahlaka aykırı gibi görünen sahifelerin ahlaksızlığı terzil suretiyle ahlaka hizmet etmiş olduğunu izah etti.

Ali Haydar Haksal / Akif Duruşlu Asım / İnsan Yay. / S.35-36 / 2006

 İki farklı iktidar projesinin, iki farklı siyasetinin, nihayet iki farklı kültür stratejisinin sahnesi olmuştu 80’ler. Bir ayandan bir baskı ve yasaklar dönemiydi, diğer yandan yasaklamaktansa dönüştürmeyi, yok etmektense içermeyi, bastırmaktansa kışkırtmayı hedefleyen daha modern, daha kurucu, daha kuşatıcı denilebilecek bir kültürel stratejinin kendini var etmeye çalıştığı yıllar. Bir yandan bir ret, inkâr ve bastırma dönemiydi, diğer yandan insanların arzu ve iştahının hiç olmadığı kadar kışkırtıcı bir fırsat ve vaatler dönemi.

Nurdan Gürbilek / Vitrinde Yaşamak / Metis Yay. / S. 8-9 / 2009

 Bir partinin büyük bir tabakadan taraftarı olmaması, uzlaşmak için büyük bir sebepten yoksun olması demektir. Yine bir partinin, sembolik olarak bir çok grupla ilgilendiğini göstermesi için, -bu gruplardan bazıları o partiyi pek tutmasa bile- farkli köklerden gelen önderleri bulunması da çok önemlidir.

Lipset. S. M. / Siyasal Insan / Çev. Mete Tunçay / Teori Yay. / S.11/1986