Akademik çalışmalara yönelik kullanılabilecek DipNot'ları araştırabilirsiniz
A B C Ç D E F G Ğ H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z
DipNOT

Tanzimat’tan sonra ülkemizde üç öğretim kurumunun bürokratik-elit tabakayı yetiştirdiği görülmektedir. Harbiye, Mülkiye, Tıbbiye.

D. Mehmet Doğan / Halka Karşı Demokrasi / İz Yay. / S.83 / 1998

Baskı grubu her şeyden önce siyasal karar alma tekelini elinde tutan yöneticilerin siyasal davranışını etkilemeye çabalar. Siyasal karar, dorukta devlet başkanının, hükümetlerin, bakanların, parlamentoların, temelde ise seçmenlerin eseridir. 

Marcel Prelot / Politika Bilimi / Varlık Yay. / S.162 / 1972

Baskı devletin dışındadır. Amacı, iktidarı ele geçirmek değil, daha kurnazca onu kendi çıkarına kullanmaktır ki bunu da çok zaman belirsiz hatta gizli, becerikli yollardan işe karışmakla başarır. 

Marcel Prelot / Politika Bilimi / Varlık Yay. / S.161 /1972

Asya, peygamberlerin Allah’ın beşiğidir. Mukaddes kitapların büyük tezgahı, insanlığın teolojik anası, büyük dinlerin vatanı, judaizmin, mazdeizmin, brahmanizmmin ve İslamiyetlin vatanıdır. Dünyanın bütün ırk ve milletlerine gözlerini gökyüzüne kaldırmayı öğreten kıtadır. Din konusunda Asya daima bütün dünyaya vermiş ve karşılığında hiçbir şey istememiştir.

Peyami Safa / Doğu-Batı Sentezi / Yağmur Yay. / S.11 / 1976

Askerliğin birinci şartı cesaret ve hatta ölürken bile gülmektir. Asker, gözyaşını şehit düştüğü vakit vücudunu süsleyen yahut düşmanını öldürdüğü zaman, kılıcından o ölünün üzerine dökülen kandamlalarında görür. Asker, gerçekten askerse, vücudu toprak altında yatarken, ruhu gökyüzünde; namı halkın dilinde iftiharla dolaşacağını düşünür ve yerin altını üstü ile eşit ve belki yerin altını daha üstün görür. Asker, gerçekten askerse, rahat döşeğinde ölüp de şöyle bir mezara atılıvermekle, şan meydanında şehit edilerek mezara bedel bir millet kalbinde yatmak arasında ne büyük fark olduğunu gayet iyi bilir.

Namık Kemal / Cezmi / Armoni / S.33 / 2004

Buhar makinesi için güvenlik kapakçığı ne ise devlet aygıtı içinde basın özgürlüğü odur. Çünkü onun sayesinde her hoşnutsuzluk sözcüklerle havalandırılıp açığa vurulur ve eğer içinde çok büyük bir cevher yok ise böyle bir şikayet çok geçmeden kaybolur. Ama eğer var ise o zaman böyle bir havalandırma iyi bir şeydir ve meselenin zamanında bilinmesini ve önleminin alınmasını sağlamıştır. Bu, şikâyetin susturulup bastırılmasından çok daha iyidir, çünkü bu durumda o için için kaynayacak, mayalanacak, yayılıp genişleyecek ve sonunda patlamayla sona erecektir. 

Arthur Schopenhauer / Hukuk, Ahlak ve Siyaset Üzerine / Say Yay. / S.104 / 2010

Araçsal akıl, kapitalist tecrübenin ürünüdür ve fayda-maliyet analizine göre işler. Önemli olan neyin ahlaki, insani, tutarlı olduğu değil, faydası ile maliyeti arasındaki ilişkidir. Tercihi, en yüksek faydaya en düşük maliyetle ulaşma biçimi belirler. Nihayetinde ekonomik ilişkiler için makul ve kimi zaman mazur görülebilecek bu muhakeme biçimi, diğer toplumsal ilişkiler ve siyaset için de belirleyici olduğunda ikiyüzlü bir dünyayı şekillendirir. 

Naci Bostancı / Siyasetin Arka Yüzü / Alternatif Yay. / S.133 / 2002

Aristotales’in sınıflandırması, aklın üç işleminin bir birinden ayırt edilmesine dayandırılır: Bunlar bilmek (theorein), yapmak (prattein) ve yaratmak (poiein)’dir. Bunun sonucu olarak da Stagirites’e göre, üç büyük bilim kategorisi bulunmaktadır: Teorik bilimler, pratik veya uygulamalı bilimler ve poetik veya şiirsel bilimler. Teorik bililimler matematik, fizik ve fizik ötesi; poetik bilimler mantık, söz söyleme sanatı ve şiirdir; ikisinin arasında pratik bilimler ise ahlak, ekonomi ve politikadır.

Marcel Prelot / Politika Bilimi / Çev.Nihal Önol / Varlık / S.22 / 1972

 Mehmet Akif Balıkesir’e gittiğinde, Muallim mektebini ziyaret ediyor. Öğrencilerden biri kendisine bir soru yöneltiyor. Hasan Basri Çantay bu sırada Akif’in verdiği cevabı defterine yazıyor.

      “Edebiyatta Sanat Sanat İçindir. Sanat mukayyet (bir şart veya kayıtla bağlı olan) değildir”, diye bir şey var. Sizin kanaatiniz nasıldır?

-      O sözler yeni değildir. Ona ittiba eden kimse yoktur. Şarkta garpta yetişmiş meşahirin muhalled eserleri tedkik edilince görülür ki her biri, her yazdığı eserinde mutlaka bir gaye takip etmiştir. Demek ki sanat mutlak değildir. Madem ki “sanat sanat içindir” düsturunun ortaya atılmasına rağmen hiçbir edip, hiçbir şair bir maksad gözetmekten kendisini kurtaramıyor, o halde; bu dütur artık iflas etmiş demektir.

-    Fransızların en büyük romancılarından Emile Zola vardır ki o zatın yazdığı hikayelerin bir kısmını namus kaydında bulunan aileler evlerine sokmazlar. O derecede serbest yazılmıştır. Aynı zatyın meyhane adında bir romanı vardır. Bu roman yayınlandığı zaman Fransa’da fırtınalar kopardı. “Bu eser gayri ahlakidir denildi”. ZOLA, şayet sanat sanat içindri düsturu ile yola çıkacak olsaydı derdi ki, siz benim erimde sadece sanat arayınız,  ben o eserleri ahlak ile sınırlı olarak düşünecek kadar dar düşünceli değilim. Hâlbuki hiç böyle demedi: eserin ikinci baskısının ön sözüne; o kitabın gayet ahlaki olduğunu, bu hükmn bila tedkik verildiğini, yoksa hikaye dikkatle okunacak olursa, ahlaka aykırı gibi görünen sahifelerin ahlaksızlığı terzil suretiyle ahlaka hizmet etmiş olduğunu izah etti.

Ali Haydar Haksal / Akif Duruşlu Asım / İnsan Yay. / S.35-36 / 2006

Adlandırmak, bir nesneyi, olayı ya da eylemi tanıdık bir adla çağırmak her zaman bir kavramsallaştırmayı, bir düzenlemeyi, bir sınıflandırmayı içerir; adlandırılacak olan ile kurulacak ilişkiyi tayin eder. 

Nurdan Gürbilek / Vitrinde Yaşamak / Metis Yay. / S.40 / 2009
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13