Akademik çalışmalara yönelik kullanılabilecek DipNot'ları araştırabilirsiniz
A B C Ç D E F G Ğ H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z
DipNOT

 Hakkı doğuran güç ise, etkiyle birlikte etken de değişir. Bir öncekini alt eden bir güç, onun hakkını da elde eder. Ceza görmeden başkaldırabildiniz mi, bu baş kaldırma bir hak olabilir. Madem güçlü her zaman haklıdır, öyleyse yapılacak şey, her zaman güçlü olmaya bakmaktır. Güçlünün yok olmasıyla ortadan kalkan bir hakka hak diyebilir miyiz?  İnsan boyun eğecek olduktan sonra, ödev dolayısıyla niye boyun eğsin? İnsan boyun eğmeye zorlanıyorsa, boyun eğmek zorunda değil demektir. Görülüyor ki, hak sözü güç’e hiçbir şey eklemiyor; bu bakımdan hiçbir anlam da taşımıyor.

J.J. Rousseau /Toplum Sözleşmesi /Türkiye İş Bankası Yay./S.7/ 2010

 Aristotales, insanların yaratılıştan eşit olmadıklarını, kimisinin köle, kimisinin de efendi olmak için dünyaya geldiklerini söylemişti. Aristotales haklıydı ama, sonucu neden sanıyordu. Kölelik içinde doğan her insan kölelik içinde dünyaya gelir, bundna daha su götürmez bir şey olamaz. Köleler zincirler içinde her şeyi, hatta onlardan kurtulma isteğini bile yitirirler: köleliklerini sever olurlar, tıpkı Odyssesus’un o hayvanlara yaraşır yaşamlarını seven arkadaşları gibi. Kölelik doğal bir duruma gelmişse, doğaya aykırı bir köleliğin sonucudur bu. İlk köleleri köle yapan kaba güçse, onları kölelikte tutan korkaklıkları olmuştur.

J.J. Rousseau /Toplum Sözleşmesi/Türkiye İş Bankası Yay./S.7 / 2010

 Bütün toplumların en eskisi ve tek doğal olanı aile topluluğudur. Burada çocuklar bakılmak, korunmak gereksiniminde oldukları sürece babaya bağlı kalırlar. Bu gereksinim ortadan kalkınca doğal bağ da çözülür. Babanın sözünden çıkmamak zorunluluğundan kurtulan çocuklar, çocuklara bakma yükünü sırtından atan baba, hep birden bağımsızlığa kavuşurlar. Yine de bir arada kalırlarsa, artık doğanın zoruyla değil, kendi istekleriyle kalıyorlar demektir. Ailenin kendisi de ancak bir sözleşme ile varlığını sürdürür.

J.J. Rousseau/ Toplum Sözleşmesi /Türkiye İş Bankası Yay. / S.4/ 2010

 Esneklik (flexibility) sözcüğü İngilizceye 15. Yüzyılda girdi. Sözcüğün asıl anlamı, rüzgarda eğilen ağaç dallarının tekrar eski konumunu aldığı şeklindeki basit gözlemden alıyordu. Esneklik, kelimesi ağacın eğilip düzelme gücünü, ağacın formunun rüzgarda sınanmasını ve eski haline dönmesini ifade eder. İdeal olarak esnek insan davranışının da aynı elastik güce sahip olması, yani değişen koşullara uyum sağlayarak onlardan zarar görmemesi gerekir. Günümüzde toplum, daha esnek kurumlar oluşturarak, rutin yol açmaları çoğunlukla kişiyi eğen güçler üzerinde durur.

Richard Sennett / Karakter Aşınması / Ayrıntı / S.47/ 2008

Genelde tutum, bireyin çevresindeki herhangi olgu veya nesneye karşı sahip olduğu tepki eğilimini ifade eder. Tutumun konusu bir eşya, nesne veya bir birey, bireyler gurubu olabileceği gibi, herhangi soyut bir kavram –mutluluk, mutsuzluk, tanrı vb.- de olabilir.

 

Alport’a göre tutum, “bireyin bütün nesnelere karşı göstereceği tepkiler ve durumlar üzerinde yönlendirici veya etkin bir güç oluşturan ve denem bilgilerde organize olan ussal ve sinirsel bir davranışta bulunmaya hazır olma halidir”. Burada tutum, bireyin tepkisini yönlendirici bir unsur olarak onun davranış biçimini belirlemektedir.

 

Lambert ise daha geniş bir tutum tanımı vermektedir: “Tutum, bireyin insanlar, guruplar, sosyal konular ve daha genel olarak herhangi bir çevresel olayla ilgili örgütlenmiş ve tutarlı bir düşünce, duygu ve tepki biçimidir.” Bu tanıma göre tutum yalnız bir tepki biçimi olmayıp aynı zamanda düşünce ve duyguları da yansıtmaktadır. Lambert, tutum geliştirmeyi insanların çevrelerine uyum sağlama yollarından biri yani sosyalizasyon olarak görmektedir.

 

Tutum, bireyin kendine ya da çevresindeki herhangi bir nesne, toplumsal konu, ya da olaya karşı deneyim, motivasyon ve bilgilerine dayanarak örgütlediği zihinsel, duygusal ve davranışsal bir tepki öneğilimidir.

Prof.Dr. Metin İnceoğlu /Tutum-Algı İletişim /İmaj Yay. / S. 1-2-3-4/ 2000

 Retorik, yönetenlerin yurttaşlar topluluğunu, hafifletilmiş bir ifade ile “ikna etmek” için geliştirdiği söyleme biçimi olarak kavranmakta, coşkuları harekete geçiren, duygulara seslenen daha çok edebi biçemleri ve söz oyunlarıyla oluşan konuşmayı kapsayan, karşılığı toplumsal ilişkilerde kurulmayan konuşma sanatı olarak anlaşılmaktadır.

Eser Köker/ Politikanın İletişimi İletişimin Politikası/ İmge Kitabevi/ S.92 / 2007

Politik iletişimci Doris Graber var olan politik dilin sahip olduğu işlevleri beş ana başlık altında incelemiştir. Graber’e göre politik dil; (1) enformasyonu açık hale getirerek, çağrışımlar yoluyla hatırlatarak, sonuçlar çıkarılmasına katkıda bulunarak, sembolik anlamlar yaratarak enformasyonu yayma, (2) enformasyon yayılımını kontrol ederek, olup biteni aydınlatarak gündem oluşturma, (3) gerçekliği tasarlayarak, tanımları kontrol ederek, kişiler arası ilişkileri yeniden tanımlayarak yorumlama ve bağantılandırma, (4) biçimsel ve biçimsel olmayan canlandırmalarla geçmiş ve geleceği göz önünde tutma, (5) doğrudan işaret ederek, ortam yaratarak, kelime ve sembollerin gücünden yararlanarak eylemi teşvik etme işlevlerine sahiptir (Graberç 1981:198).

Eser Köker/ Politikanın İletişimi İletişimin Politikası/ İmge Kitabevi /S.91 / 2007

Politika hatip, önerilen bir eylem yolunun uygunluğunu, adli hatip, bir eylemin haklılığını, tören hatibi ise bir eylemi gerçekleştirenin onurlu olduğunu kanıtlamaya çalışarak konuşmasını tasarlar. Politik hatibin eylemler önerirken, kendisini dinleyenleri o eyleme davet ederken; mutluluk, iyilik ve onları dikkate alan yönetim biçimleri üzerine konuşurken, mutluluğun, iyiliğin yönetim biçimlerinin öğelerinin tümünü bilmek ve onları anlaşılır biçimde dinleyiciye sunmak zorunda olduğunu savunan Aristotales, politik konuşmanın toplumsal deneyim ve bilgi üzerine örneklerle bezenmesi gerektiğini anlatır ve politik konuşmada biçim üzerine durur.

Eser Köker /Politikanın İletişimi İletişimin Politikası /İmge Kitabevi/S.88-89/ 2007

Çocuğun bedeni ve ruhi değişme ve gelişmeleri tamamlanarak tam bir insan sayılabilecek hale gelmesi gençlikte başlar. Gençliği ifade ve tayin eden fizyolojik hadise ergenlik "buluğ" dur. Bu vakte kadar kendine has  tarzlarda yaşayan çocuk, artık sosyal hayatın kendisinden istediği vazife ve faaliyeti görebilecek bir kabiliyet kazanmış, kolektif birlikte mevkiini almış demektir.

Pek normal bir hadise olan ergenlik bir kaç sat, bir kaç gün içerisinde beliriveren ve her vakit arızasız, tehlikesiz geçen bir hal değildir; bu hadisenin tamamı ile tabii bir hal alabilmesi, yani kemale gelebilmesi hayli zaman ister ve bu zaman zarfında uzviyette bir çok buhranlar, sarsıntılar baş gösterir; şayet lazım gelen tedbirlere riayet edilmezse bütün hayat müddetince sürebilecek arızalara, hatta sağlığı tehlikeye sürükleyecek afetlere bile kapı açılır.

 

Dr. M.C. Duru / Gençlik Çağı Nasıl Başlar / Zarafet Basımevi / S.3-4 / 1941

Gençlik ergenlikle başlar; ergenlik, kız ve erkek çocuğun kendi cinsine mahsus benliğini kazanması ve duyması, o zamana kadar yalnız adları ile ayrılan kız ve erkek çocukların birbirlerinden uzvi teşekküller ve fizyolojik vazifeler bakımından da ayrılması demektir.

 

Dr. M.C. Duru / Gençlik Çağı Nasıl Başlar / Zarafet Basımevi / S.4 / 1941
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13