Akademik çalışmalara yönelik kullanılabilecek DipNot'ları araştırabilirsiniz
A B C Ç D E F G Ğ H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z
DipNOT

Türk milleti Farabi gibi dünya kıvamında filozoflar yetiştirebilecek bir seviyeye fırladığı halde, sonraları Arap ve Fransız filozoflarının adi mütercimi seviyesine düşmüştür. Tercime, bir milletin, başkasının zekâsıyla düşünmesi, kendi kendisi olmaktan istifa etmesi demektir. Tercüme ancak başka milletlerin düşüncesiyle temasın olgunlaştırdığı bir milli düşünce, bir Türk düşüncesi cevherinin fışkırışına yardım ettiği nispette faydalı ve lüzumludur. Bizde ise tercüme, uzun asırlardan beri, evvela Doğuya sonra da Batıya maymunca bir hayranlığın kaynağı olmaktan ileri gidememiştir.

Peyami Safa / Doğu Batı Sentezi / Yağmur Yay. / S.37 / 1976

Teori, gözlemin bir sentezidir. Pozitif bilim alanında yer alırsa da sadece gerçeklerin gözlenip doğrulanmasından ibaret kalmaz. Onları aşar, guruplaştırır: Sonra daha da ileriye giderek açıklar. Bunu yapmak için de bilim mantığında, doğruluğu kanıtlanınca yazalar haline gelen varsayımlardan yararlanır. Bunun sonucu olarak teori, sadece gözlenmiş ve düzene konmuş değil, aynı zamanda açıklanmış ve örgütlenmiş gerçeklere, olaylara da uygulanır. Teori, aklın onlar arasında kurduğu bağdır. Ama bu bağ öznel değildir. Çünkü ancak deneyimle denetlendiği zaman değer kazanır ve tahminler, ancak doğruluğu kanıtlandığı zaman bilim alanına girebilirler. (Gaetan Piero, Sosyal Doktrin ve Ekonomi Bilimi, 1929).

Marcel Prelot / Politika Bilimi / Varlık Yay. / S.101-102 / 1972

Temel hakların sahipleri bireylerdir ve devletin yegane görevi bu hakları korumaktır. İnsanlar devlete sadece bu hakları kendi adlarına korumak üzere yetki vermişlerdir. Hiçbir suretle bu haklar bir tarafa itilemez. Bu hakların şu veya bu suretle devlet tarafından yok edilmemesi, kaldırılmaması hakların niteliğinden dolayıdır. 

Atilla Yayla / Liberalizm / Liberte Yay. / S.41 / 1998

Devlet ve şiddet arasında meşru bir bağlantı kuranlar için sorun yoktur; keza şiddeti kriminoloji, psikiyatri, kadın araştırmaları ya da savaş araştırmaları gibi uzmanlık alanlarına hapsedenler için de. Oysa o hiçbir kategoriye sığmamakta, hiçbir tanımlamaya kendi kimliğini teslim etmemektedir. Şiddetin insanoğlunun en eski hikâyelerinden birisi olması, politik dile ait tanımlama ve sınırlamaların yetersizliğinden değil midir? Örneğin şiddete uzun asırlar boyu "kaçınılmaz" gözüyle bakılmıştır. Kaçınılmaz olan karşısında insanoğluna ne düşer? onunla barış içinde yan yana yaşama... İşte şiddet ve ona karşı tutumları belirsizleştiren unsurlardan birisi. Hıristiyanlığın haklı savaş iddiası unutulmamalıdır, der Keane. Mars´ın "yeni bir topluma gebe her toplumun ebesi "şiddettir" yâda Lenin´in yumurtaları kırmadan omlet yapamazsınız" sözleri de dini "haklı şiddetin" sekülerleşmiş biçimleri değil midir?

 
M.Naci Bostancı / Siyasetin Arka Yüzü / Alternatif Yay. / S.22 / 2002

Şair nedir? Tabiatın en sevdalı zamanlarındaki hüzünlü gülümsemelerinden yaratılmış bir canlı. Gülümseyişlerinden, güldeki şebnem gibi gözyaşları, ağlayışlarından gökkuşağı gibi gülümseme alametleri görülür; tabiata bütün yaratıklardan daha fazla esirken, tabiatın üstüne çıkmak ister; kendi kendini bile idare edemezken, dünyayı zayıf kollarıyla sürükleye sürükleye başka bir feyiz noktasına, başka bir olgunluk merkezine götürmeye çalışır. Bunca didinmeler içinde gücü, kuvveti kesilince de ya kafeste siyah perdeler içinde mahpus bülbüllerin nağmesi kadar hüzünlü veyahut dünyamızdan teneffüse yeter hava bulamayacak derecede yükselip sonra aşağıya doğru hiddetle süzülen şahinlerin haykırışı kadar acı feryatlara başlar. İşte asıl şiir o feryatlar ve asıl şair de o karakterde, o yaratılıştaki insanlardır. Yoksa ben on kelimeyi aruz veya hece kalıplarına uydurmaya, yine birkaç kelimeyi birbirine kafiye yapmaya muktedir olanlar değil.

Namık Kemal / Cezmi / Armoni yay. / S.14 / 2004

En hüzünlü yazgılardan biridir sürgün. Modernlik öncesi dönemlerde sürgün iyice korkunç bir cezaydı; çünkü sadece aileden ve aşina mekânlardan uzakta amaçsızca dolaşmaktan öte bir şeydi. Aynı zamanda kendini hiçbir zaman evinde hissetmeyen, etrafına hiç uyum sağlayamayan, geçmişe yatıştırılmaz bir acıyla, bugüne ve geleceğe ise buruklukla bakan biri, sürekli toplumdışı olan biri olmak anlamına da geliyordu. Sürgün fikri bir cüzamlı, toplumsal ve ahlaki anlamda bir parya olmaktan duyulan korku ile bağlantılı olmuştur her zaman. 

Edward Said / Entellektüel / Ayrıntı Yay. / S.57 / 2004

Siyasal davranışlar çok sayıda ve çok çeşitlidir, iki kutup ise ahlaksal yönden “dürüstlük” ve “ihanet”tir. Bunlardan birincisi, Devlet yaşamı için kaçınılmaz bir öğe olan vatandaşın içten gelme veya eğitim yoluyla edinilmiş bağlılığıdır. İkincisi ise başka bir devlet veya başka bir rejim yararına, Devlet’in hayati koşullarına zarar vermek, saldırmak demektir. 

Marcel Prelot / Politika Bilimi / Varlık yay. / S.160 / 1972

Sanatçı eseri ile toplumsal ilklim arasında bağ kurar, belli bir tarihselliği temsil eder. Çekiciyle bir heykeltıraş gibi zamana biçim verir; halkın kolektif nefes alışı kadar her bireyin kişisel hikâyesi, o olmasa yoksun kalacağı bir nitelik edinir.

M.Nacı Bostancı / yarınki Siyaset / Alternatif Yay. / S.70 / 2002

 Politika ve Kimlik

Oysa politikada edinilen prestijle kimlik arasında tam bir bütünleşme vardır. Hürmet, tüm dünyevilikler bir kenera itildikten sonra geride kalan “ben” e yöneltilir. Bir meslek olarak politikayı seçenlerin bir türlü bu dünyadan kopamamaları, emekli olamamaları, kendilerini ancak politik dünyanın ilişkileri içinde hissedebilmeleri, yakalayabilmeleri nedeniyledir. Politikanın zengin hayat pratiğinden, sıradan insanların “hayat için gerçek sonuçlar doğurmayacak ilişkileri”ne dönmek yaşamamak, yok olmaktır. “Bir geyik muhabbetine dönüşmüş” zaman, ölümü bekleme süresinin dolgu malzemesidir sadece.

M.Naci Bostancı / Yarınki Siyaset / Alternatif Yay. / S.147 / 2002

Doğa bilimlerinde özerklik kendi kendine yetme anlamına gelir. Toplumsal yaşamdaysa hiç kimse kendi kendine yeterli olamaz. Özerkliğin daha eski, Rönesans döneminden bir tanımı kendine haklim olmadır. Bu tanım, özerkliğin büyüsünü daha iyi açıklamaktadır. Kişisel üstünlük ender bir durumdur, saygı uyandırır; ama kendine hâkim bir insan saygı uyandırmaktan fazlasını elde eder. Kendine hâkim olduğu görülen birinde öbürlerini sindiren bir güç vardır. 

Richard Sennett / Otorite / Ayrıntı Yay. / S.94-95 / 2005
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13