Akademik çalışmalara yönelik kullanılabilecek satır aralarını araştırabilirsiniz
A B C Ç D E F G Ğ H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z
SATIR ARASI

Batı´da işçiler, çalışma şartlarına bağlı olarak yaşadıkları tüm güçlüklere karşı haklarını yine kendilerine o şartlarda çalışmaları için ücret ödeyen ve çalıştıran patronlarını hedef seçmişlerdir. Böylece tepkilerini ekonomiden yana koymuşlardır. Doğu´da işçiler bu manada kendilerine muhatap olarak patronlarını değil de devleti seçmişlerdir. Burada hedef ise siyaset ve siyaseti oluşturan yetkili kurumlar ile temsilcileri olmuştur. Batı-Doğu arasındaki bu farklılık, yanı Batı´da işçilerin ekonomik yapıya, Doğu´da ise siyasal yapıya kafa tutmaları, beraberinde demokratik sanayileşmesini tamamlayamayan devletlerde iç isyanları ve hatta savaşları beraberinde getirmiştir. 

Sabır nimettir, ana sütü gibi aktır. İnsan hayatını güzelleştirmede, onu doğru istikamete yerleştirmede, hayatı helal çizgisinde muhafaza etmede sabır hayatın dümenidir. Sabır tohum gibidir. Her ne yapmak istiyorsak onu çimlenmesi icin ekmek, sulamak ve yeşertip büyütmek için sabra ihtiyacımız bulunmakta. Sabır bir şeyin olmasının tam da vaktinde olması demek. Ne bir dakika erken, ne bir dakika sonra; tam vaktinde. Böylece insan sabır ile ne aceleci olmakta ne de tembelliğe düşmekte. Sabır, tüm hareketlerimizin dengesi mahiyetinde. Bizi dengede tutmakta, şirazeyi ayaramakta.

 

Sabır içimizde bir dirençtir. Bu öyle bir dirençtir ki sürekli olarak enerji dolu olmalıdır. Sabrın enerjisi bir defa tükendiğinde, insanı dengeden çıkarmakta. Sürekli dengede kalmak ve sabrı hayatımızın şakulu haline yerleştirmek için sabrı beslemek gerek. Sabır sürekli var oluş hali ile beslenmekte. Var oluş yani, insanın cihadı. Bir kaynaktan akmaya başlayan ömrümüzü yine o kaynağa doğru akıtması. Bu haliyle sabrın beslenmesi insanın yeryüzüzünde insanlık serüvenini durmadan takip etmesi. Cihad, yani sabrı sürekli üretmek, insanın her gününü bir başlangıç ve bir son olarak yaşaması.

Uyumak, sonsuzluğa ölüm kadar, başlangıca doğum kadar yakın. Ölüm gibi uzar gider. An be an, her an, nefesin son zerresiyle bir ömrün hatırasını yaşatır insana. Unutulan her şey bir bir sıraya girer hatırlanmak için. Ölümden müsade alınır biraz olsun. Uzar gider ölüm. En ani ölüm dahi sonsuluk içinde akan nehir gibi gözlerden akar. Zaman erir adeta buza ateşin değmesi gibi. Ölüm gibi uzayan uyku, doğum gibi kesilir.

 

Bir yanıyla ölüme yakın iken uyku, diğer yanı ile doğuma yakındır. Ölüm ile uzayan zaman, doğumla kısalır. Geri sayıma geçilir. Yitiverir en güzel yerinde. Gecenin sabah olması, sabahın akşamı, baharın güzü gibidir. An be an, gün be gün sayılır sayılı nefesler. Derken bitiverir en olmadık yerde. Şimdi ne zamanıdır ne de sırası. Ömrün bu kadar kısalığına hayret edilir. Uyumak bir insanın iki duygusu; sabırsızlık ve acelecilik gibi…

Neden korkarız? İnsan olarak nedense duygularımızı değil de duygularımıza etki eden şeyleri daha sık ve yoğun düşünürüz. Neden korkarız; mesela içinde bulunduğumuz şartların (begensek de begenmesek de) ani değişikliğinden korkarız. Korkarız çünkü zayıf kalmak istemeyiz. Korkarız çünkü yalnız kalmak istemeyiz... Korkarız çünkü kaybetmek istemeyiz... Hollywood film endüstrisi ile hayatımıza Korku Filmleri yerleştirildi. Bu filmlerle ya yaratıklar, vampirler yada katiller, caniler korku kahramanı oldu. Adeta korkmamız gereken şeyler öğretildi bizlere. Bir de başarısızlık, para ve sevgilisizlik korkusu işlendi. Oysa ki Müslüman Allah´ın kendisine olan sevgisini laybetmekten korkar. Fakat bu konu işlenmiyor. Böylece kulluk ve sorumluluğu silindi zihinlerimiden. İnsanın korkusu öncelikle insan olmasından dolayı taşıdığı sorumlulukları yerine getirememek olmalıdır. Niye korkarız ve neler bu korkularımıza sebep olur... Duygularımızı hepimizin daha çok tanıması lazım. Zira onlar var olan biz´dir. Allah´a inanmayan insan için en büyük korku; ölüm. Ölüm korkusunu üzerlerinden atmak için ise hayatı bir korku haline getirdiler: Bu defa standart denilen "algılara" ulaşamama korkusu salındı içimize. Böylece oğrenilmiş korkularımızla yeniden kuşatıldık. Dünyayı kaybetmekten oluşan korkularımız bize gittikçe dünyayı kaybettirdi.

Ağlamak; ruhsal olgunluk… İnsan büyüdükçe fiziksel darbelere karşı ağlamamayı ve yine büyüdükçe ruhsal darbelere karşı ağlamayı öğrenmekte. Gözler ağladıkça kalp daha çok oksijen alır. Bazen ağlayan birisine "ağlama" deriz. Bilmeden huzurunu bozarız. Ağlamaya zorla direnmek, insanın yaşadıklarını inkar etmesi gibi kendinden soyutlanması demek. İnsanı, duygularını bastırarak maddi başarıya sevk ettiren modern psikoloji, azar azar onu makine ruhlu yapmakta. Ağlamak bir duygu hali... Akıl acı çeker, kalp ise ağlar... Ağlamayı bastırmak, kalbi sıkıştırmak... İçimizde derin bir boşluk var. İki dipsiz kuyu bu boşluktan dolar. Kalp, bu kuyulardan, kan kompalar gibi yaş pompalar gözlere... Gözler kalbin doldurduğuyla boşalır. 

Kavramları birbirine karıştırmamalı. Elmalar ile armutlar aynı kesede tartılmamalı. Kavramlar birbirine karışınca insan bir başkasıyla iletişim kuramaz. Konuşur dinlenmez, dinler anlamaz… Aynı dili konuşuyor olmak kavramlara aynı anlamları yüklüyor olmayı temin etmemekte. Farklı tanımlamalar beraberinde farklı çıkarları doğurmakta. Bir kere bir kavrama ilk kim anlam yüklüyorsa kavramın önceliklerine derhal o sahip oluyor. Kavramlar adeta köşe kapmaca gibi. Onu ilk kapan köşeyi de kapıyor. Kavrama ilk sahip olan diğer tarafta kavramın zıttını da tanımlıyor. Zıtlıklar bizi bize, insanı insane ve kitleyi kitlelere ötekileştiriyor. Kavramlar yaşanmali… Kavramlar, başkalarını ötekileştirme sonucunda onları iktidar alanı içinde sömürme amaçlı ideolojileştirilmemeli…

Zeybek denilince zihinlere cihanşümul bir mana güneş gibi doğar. Mertliğin, dostluğun, cesaretin ve adaletin simgesi olur zeybek. O sadece günü kurtarmayı düşünen değildir. Yüreğindekilerle ve aklındakilerle geçmişten geleceğe bir dürüstlük yolu çizer. Her kim haksızlığa uğramışsa, her kim adaletten yana dertliyse, her kim bir lokmaya muhtaçsa zeybeğin yolunu tutar; onu gözler ümidi yarım kalmış gözleriyle. İşte bunun içindir ki zeybeğin ölümü mahallenin, köyün ve hatta tüm ülkenin ölümü gibidir. İyinin kötünün karşısında güneş gibi batmasıdır onun yokluğu.

Mahremiyetin korunması gereğince yazının keşfi doğal olarak yazıya önemli anlamlar yüklemiştir. Kendine has bir dil ile yazının doğuşu beraberinde insani erdemlerinde gelişmesine vesile olmuştur. Edip olma yazıya sahip olma ile eş değerdir. Zira her kim zaman içinde kendi varlığını sonsuzluğa aktarma uğruna giriştiği yazmak eyleminde edipliğinin özünde yer alan edep unsurunu aşarsa veya tutturamazsa yazı o zaman sadece kurumuş kurşun veya mürekkep izi olmaktan öteye geçememekte.

Slogan; aklın muhakeme gücünü yoke den ve düşüncenin enerjisini tüketip, insan insan davranışını anlık reflekslere bırakan unsur. Zihnin “merak etme” işlevini ve hevesini kırarak, neyi, niçini, nasılı ve nedeni bir köşeye atmakta. İnsan bir davranışa slogan aracılığıyla karar verdiğinde davranışın sonuçlarındaki tüm insani içerikleri umursamamakta. Slogan bu manada tek taraflı, yani, kişisel veya ait olunan yapının kazanımlarını herşeyden üstün tutma iştahını bireyde oluşturmakta. 

Özgürlük bir hak; insana kendisini bahşeden. Kendi kapılarını açan, kendi iç dünyasının zenginliklerini sunan… Özgürlük hakkın savunulması; insanın yaşam mücadelesi. Hem fiziki olarak varlığını devam ettirme çabası hem de akli olarak varlığının sorumluluklarını ortaya koyması. Özgürlük insanın en ahlaki hali: İnsan özgürleştikçe ahlakı da artar. Zira her bir davranışının berisinde iradesi yer alır ve sorumluluklarının bilincinde olur. Özgürlükten vazgeçmek veya sınırsız özgürlük arayışı içinde olmak esasında özgürlük hakkını haksızlığa teslim etmek. Özgürlükten vazgeçmek ise insanı ahlaksız bir yaşama sürüklemekte. Özgürlük bir sorumluluk hali; fiziki, zihni ve ruhi yapısını sağlıklı yaşatabilme iradesini ortaya koyma mücadelesi. Her bir birey özgürlüğünü idame ettirirken diğerlerinin özgürlüğüne göz koyduğunda, onun varlığını; iradesini ve akli melekesini ortadan kaldırma teşebbüsünde.  Başkalarının özgürlüğüne müdahil olma, onları insanlıktan çıkarma; hayvan mertebesinde görme. Dolayısıyla nasıl ki hayvanları sürüler halinde kontrol etmekte insan, o halde diğerlerini de hayvanlar gibi, sürüler şeklinde kontrol etme derdinde. Özgürlük, insan şerefine ulaşabilme arayışlarının toplamı.

 

1 2 3 4 5 6 7 8