Akademik çalışmalara yönelik kullanılabilecek satır aralarını araştırabilirsiniz
A B C Ç D E F G Ğ H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z
SATIR ARASI
Ümit ile hasretin zamana döküldüğü gündür Perşembe. Sabahında kokusuz bir soğukluk dolar ciğerlere, akşamına tatsız bir yorgunluk çöker bedenlere... Zaman ne ilk adımındadır haftanın ne de istirahate ereceği son limanındadır. İnsana donuk bir sessizlik katar... Ne kadar yalnız bir gün Perşembe; Cuma´ya hasret, Çarşamba´dan terk...

 

Can sıkıntısı ödenmemiş zekâtın insanda bıraktığı ağırlık… Sahip olunan şeylerin ihtiyaca değil de ihtiraslara hizmet etmesidir. Can sıkıntısı hırsın insanda, onu motive ettikten sonra geriye bıraktığı manevi boşluk. Her imkânın içinde çaresizlik, her yolun önünde yol bilmezlik, her kapının ardında dışarıda kalmışlık ve her arkadaşlığın berisinde anlaşamamazlıktır can sıkıntısı.

Can sıkıntısı aklın istatistikle meşgul olması; rakamların, oranların en iyi seviyede tutulma gayreti. Hissedilenin değil, olması gerekenin istatistik vesilesiyle hissedilmeye çalışılması. Can sıkıntısı her renk elbisesi olup, onları haftanın günlerine göre giymeyi arzulamak ve her birinin hangi askıda duracağını standartlaştırma çabası. Böylece hayatı standart hale getirirken bir müddet sonra aklın muhakeme yeteneğine ihtiyaç olunmaması. Nihayetinde sahip olmak için düşünülen her şeyin sahip olduktan sonra başka bir şey düşünmeye fırsat tanımaması. Can sıkıntısı bir tıkanmışlık. Hayatı belli bir kalıba yerleştirme uğraşı… Sahip olduklarımızın ruhumuza ve değerlerimize değil de ihtiraslarımıza hitap etmesi…

Izdırap bir dayatma, hatta bir kuşatma; dışımızdaki dünyanın duygularımızdan içeriye sızarak bizi yoksunluk zehriyle ufak ufak hayattan koparması. Sevdiklerimizden mahrum kalma, isteklerimize karşılık bulamama… Gülmek istemenin ağlamaya, sevmek istemenin nefrete, sahip olmayı istemenin de elde edememiş olmaya dönüşmesi.

İhtiyaçlarımızı giderememe halidir ızdıraplarımız. Bazen bedenen bazen ise ruhen. Bedenin ızdırabı, meta dünyasının taciri olmamama. Ruhun ise ızdırabı yanmaktır; ait olduğuna isyandır bu yanma hali. Aklın kendini sorgulayıp günahlarını bilmesidir. Beden ölümün bilincinde olup dünyada her şeye sahip olma eğiliminde; kısa ömrünü gün etme telaşı içinde. Ruh ise ölümü inkâr ile karşılaşacağı ebediyetten daha dünyada diriyken yeryüzünü cehenneme çevirerek yanma arayışında. Böylece ahrete vardığında günahlarının cezasını dünyada çekmiş olma hevesiyle cenneti ummakta.

Izdırap madde ile mananın birbirine yabancılaşması… Izdırap şehvet ile isyanın akıl ve kalbi felce uğratması. Izdırap duyguların maddi olana şehvet ile bağlanması; insanın yeryüzü halifeliğinden yeryüzü tanrılığına geçme beklentisi. Izdırap sahip olamadıklarımızın ruhumuz üzerindeki tahakkümü; bizi manadan uzaklaştıran, maddenin cehenneminde başköşeye yerleştiren tutkularımız.

Siyasetçiler iktidar mücadelesi sonucunda elde ettikleri iktidarlığı önce rakiplerine ve kendilerini engellemek isteyenlere sonra da halka ispat ederler. Ne zaman ki siyasetçiler iktidarı elde ettiklerini birlikte yola çıktıkları yol arkadaşlarına ve ekipleri ile destekçilerine ispata kalkışlar işte o zaman mevcut iktidar yapısının doyuma eriştiği ve çökmeye başladığı anlaşılır.

Başkalarıyla etkili iletişim kurmanın yolu, iletişimin konusunu kendi hayatımızda ?yaşamak?. Konuşacaklarımızı yaşamamız kaynağın, yani bizim güvenirliğimizi artırmakta. Kaynağın güvenirliği arttıkça mesajın etki alanı genişlemekte. Yaşadıkça kendi gerçekliğimizi meşru kılmaktayız. Yaşamak, en etkili iletişim dili.
İnsan kendi benliğini tanıdıkça saygı duygusu gelişmekte. Benliğin karanlık dehlizlerinde çıkılan her bir keşif macerası kendi varlığından başlayarak çevresine doğru her şeyi anlamlandırmasına vesile olmakta. Böylece karanlık dehlizler aydınlanmakta. Kendini iyi tanıyanların vicdanları muhkem yapıya dönüşmekte. Başkalarına saygı gösterenler insan tabiatını iyi bilenlerdendir.
Yaşamak insanın hakkı; vazgeçilemeyecek, devredilemeyecek? Yaşamak bir ödev; sorumsuzluğa terk edilemeyecek, salt özgürlük adına heba edilemeyecek? Yaşamak bizlere Allah?ın bir lütfü. Hiçliğin ve yokluğun içinde var olan ile ödüllendirilmemiz. Şerefli olmak, yaşamak. Yaşamak, insan suretinde yaratılmanın insan değerinde kalabilme süreci?
Kitap okumak sorumluluk eylemidir. İnsana bazen slogan bazen nutuk attırır. Kimine sessizce dağılmayı diğerine ise bir yerde toplanmayı söyler. Sayfalarını çevirirken hissettirir bedeninin içinde taşıdıklarını. Ateş gibi titreme alır parmak uçlarından. Sonra gözlerin daldıkça derinliğine dalar. Satırları arasında tırpanla gezinirsin. Ekilenleri biçmekle meşgulsündür artık.
Köyler; ölüme nöbet tutan canlı mezarlar... Uzun servilerin altında gölgelenen ruhlar diyarı. Kökleri kurumuş ağaç gibi son yeşilliği kalın gövdesine tutunan zayıf ve sönük yapraklar. İhtiyarların anılarını tazelemek için bir araya geldiği kahvelerinde eskinin eskitildiği yerler. Gençlerin zorunlu göç istasyonu köyler, yaşlıların zorunlu son istasyonu.
Kıvam, sadece bir araya gelen parçaların ahengi değil, ortaya çıkan yeni olgunun çevreye uyumu? Kendi içinden çevresine doğru genişleyen ve beraberinde taşıdığı değerlerini çevreye kabul ettiren bir hal. Bir oluş. Bir yapılanma? Bütün parçaların estetik bütünlüğü; parçanın özüne ait değerlerin diğer parçayı rahtsız etmemesi.Toplumsal mutabakat fikrinin yaratılmış eseri. Uzlaşma sanatının renkleri.
1 2 3 4 5 6 7 8