Kurumsallaşma Çabaları

Toplumsallaşmanın yutucu bir özelliği kişisel vicdanı ortadan kaldırma ihtimalidir. Kişisel vicdana toplum tarafından şüpheli bir bakış atılmakta ve hatta tehlikeli olduğu ifade edilmektedir. Bireyin vicdani bir temsil oluşturmak istemesi toplumda yer alan ve uzun uğraşlarla inşa edilen sistemlerin durağanlıklarına isyan niteliği taşımaktadır.

 

Kişisel vicdanı kontrol etmek için bireyi bir kuruma, sisteme aidiyet unsurlarıyla entegre etme çabaları neticesinde aşırı kurumsal vurgu, ‘kişisel bağlılık ruhunun’ kaybolmasına vesile olmakta. Böylece kişisel bağlılık ruhundan yoksun olarak kurumsallaşma içinde aidiyet kazanmaya meyilli bireyler, kurum ile aralarında kişisel ve bencil çıkarlar illiyetleri tasarlamakta; daha güçlü olan ile ilişki kurarak, daha güçlü bireyler olarak kurumsallaşmanın maddi huzur veren vaatlerine boyun eğmektedir.

 

Bireye, kurumsallaşmanın ve devamında toplumsallaşmanın yutucu bozgunundan kurtarmak için ona ahlaki ve insani gelişim süreçlerine rahatlıkla erişim imkan ve olanaklarını sunmak gerekir. Böylece kurumsallaşmanın kendi içinde doğurduğu duyarsızlıktan bireyi kurtarmanın ilk adımı atılmış olunur.

 

Hayatın her an yeniliğe ve gelişime açık olduğu gerçeği sistemleri rahatsız eder. Bu yüzden de sistemler değişimi pek sevmezler. Şayet değişim sistemin zeminini kaydırıp onu etki alanı içinde güçsüz bırakacak ve zayıflatacaksa böyle bir yenilik, vicdan ve ahlak gelişimine fırsat tanınmaz. Zira sistemler zamanı kendi mevcut yapıları içine hapsetmeyi, gömmeyi tasavvur ederler.

 

Oysa ki büyük değişimleri tetikleyen ana unsur bireyin kendisidir. Sistemlerin oluşturduğu büyük tahribatlar yine bireylerin cesur çıkışlarıyla, ahlaki erdemlere sıkı sıkıya sahip olmalarıyla bertaraf edilmiştir. Bu yüzden tarih, kahraman olarak sistemlerden değil bireylerden bahseder. Zira bu bakış etrafında bireyin arayacağı en büyük güç ve motivasyon kendi yaratılışında yer alan insanlığındadır.

 

Önce insanı yüceltmeli sonrasında ise onu sistemlere dair tercihlerde bırakmalıyız. Önce insanlığı beslemeli ardından da vatandaşlığı, kurumsal kimlikleri ve toplumsal rolleri bireye sunmalıyız. Fakat bunun tersi olarak yapıldığında ‘ahlak’ yerine ‘kurumsal ahlak’ basma kalıbını yerleştirmeye çabaları ortaya çıkıyor. Kurumsa ahlak kavramı etik değerler ile inşa edilmeye çalışılınca, buradaki etiğin, toplumdan topluma, kurumdan kuruma değişen ve her birinin birbirinden farklı olan çıkar ve amaçları doğrultusunda farklı yön ve istikametlere dağıldığını görmekteyiz.

 

Bu bakımdan kurumsallaşma için harcadığımız bireyleri göz önüne aldığımızda, insanı yaşat ki devlet yaşasın esasını değiştirip, devleti (sistemi) yaşat ki insan yaşasın diyen yeni bir sese büründürdük.




Ad - Soyad
:
E-Mail
:
Başlık
:
Yorum
:
Kalan Karakter Sayısı : 500