Akademik çalışmalara yönelik kullanılabilecek satır aralarını araştırabilirsiniz
A B C Ç D E F G Ğ H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z
"K" Harfi İle Başlayan Kavramlar

-Buyrun, ne alırdınız? -Bir kelime lütfen. Sıcak olsun. Can gibi taze, diri ve sıcak, An gibi içten ve yakın olsun.

Toplumsallaşmanın yutucu bir özelliği kişisel vicdanı ortadan kaldırma ihtimalidir. Kişisel vicdana toplum tarafından şüpheli bir bakış atılmakta ve hatta tehlikeli olduğu ifade edilmektedir. Bireyin vicdani bir temsil oluşturmak istemesi toplumda yer alan ve uzun uğraşlarla inşa edilen sistemlerin durağanlıklarına isyan niteliği taşımaktadır.

 

Kişisel vicdanı kontrol etmek için bireyi bir kuruma, sisteme aidiyet unsurlarıyla entegre etme çabaları neticesinde aşırı kurumsal vurgu, ‘kişisel bağlılık ruhunun’ kaybolmasına vesile olmakta. Böylece kişisel bağlılık ruhundan yoksun olarak kurumsallaşma içinde aidiyet kazanmaya meyilli bireyler, kurum ile aralarında kişisel ve bencil çıkarlar illiyetleri tasarlamakta; daha güçlü olan ile ilişki kurarak, daha güçlü bireyler olarak kurumsallaşmanın maddi huzur veren vaatlerine boyun eğmektedir.

 

Bireye, kurumsallaşmanın ve devamında toplumsallaşmanın yutucu bozgunundan kurtarmak için ona ahlaki ve insani gelişim süreçlerine rahatlıkla erişim imkan ve olanaklarını sunmak gerekir. Böylece kurumsallaşmanın kendi içinde doğurduğu duyarsızlıktan bireyi kurtarmanın ilk adımı atılmış olunur.

 

Hayatın her an yeniliğe ve gelişime açık olduğu gerçeği sistemleri rahatsız eder. Bu yüzden de sistemler değişimi pek sevmezler. Şayet değişim sistemin zeminini kaydırıp onu etki alanı içinde güçsüz bırakacak ve zayıflatacaksa böyle bir yenilik, vicdan ve ahlak gelişimine fırsat tanınmaz. Zira sistemler zamanı kendi mevcut yapıları içine hapsetmeyi, gömmeyi tasavvur ederler.

 

Oysa ki büyük değişimleri tetikleyen ana unsur bireyin kendisidir. Sistemlerin oluşturduğu büyük tahribatlar yine bireylerin cesur çıkışlarıyla, ahlaki erdemlere sıkı sıkıya sahip olmalarıyla bertaraf edilmiştir. Bu yüzden tarih, kahraman olarak sistemlerden değil bireylerden bahseder. Zira bu bakış etrafında bireyin arayacağı en büyük güç ve motivasyon kendi yaratılışında yer alan insanlığındadır.

 

Önce insanı yüceltmeli sonrasında ise onu sistemlere dair tercihlerde bırakmalıyız. Önce insanlığı beslemeli ardından da vatandaşlığı, kurumsal kimlikleri ve toplumsal rolleri bireye sunmalıyız. Fakat bunun tersi olarak yapıldığında ‘ahlak’ yerine ‘kurumsal ahlak’ basma kalıbını yerleştirmeye çabaları ortaya çıkıyor. Kurumsa ahlak kavramı etik değerler ile inşa edilmeye çalışılınca, buradaki etiğin, toplumdan topluma, kurumdan kuruma değişen ve her birinin birbirinden farklı olan çıkar ve amaçları doğrultusunda farklı yön ve istikametlere dağıldığını görmekteyiz.

 

Bu bakımdan kurumsallaşma için harcadığımız bireyleri göz önüne aldığımızda, insanı yaşat ki devlet yaşasın esasını değiştirip, devleti (sistemi) yaşat ki insan yaşasın diyen yeni bir sese büründürdük.

Neden korkarız? İnsan olarak nedense duygularımızı değil de duygularımıza etki eden şeyleri daha sık ve yoğun düşünürüz. Neden korkarız; mesela içinde bulunduğumuz şartların (begensek de begenmesek de) ani değişikliğinden korkarız. Korkarız çünkü zayıf kalmak istemeyiz. Korkarız çünkü yalnız kalmak istemeyiz... Korkarız çünkü kaybetmek istemeyiz... Hollywood film endüstrisi ile hayatımıza Korku Filmleri yerleştirildi. Bu filmlerle ya yaratıklar, vampirler yada katiller, caniler korku kahramanı oldu. Adeta korkmamız gereken şeyler öğretildi bizlere. Bir de başarısızlık, para ve sevgilisizlik korkusu işlendi. Oysa ki Müslüman Allah´ın kendisine olan sevgisini laybetmekten korkar. Fakat bu konu işlenmiyor. Böylece kulluk ve sorumluluğu silindi zihinlerimiden. İnsanın korkusu öncelikle insan olmasından dolayı taşıdığı sorumlulukları yerine getirememek olmalıdır. Niye korkarız ve neler bu korkularımıza sebep olur... Duygularımızı hepimizin daha çok tanıması lazım. Zira onlar var olan biz´dir. Allah´a inanmayan insan için en büyük korku; ölüm. Ölüm korkusunu üzerlerinden atmak için ise hayatı bir korku haline getirdiler: Bu defa standart denilen "algılara" ulaşamama korkusu salındı içimize. Böylece oğrenilmiş korkularımızla yeniden kuşatıldık. Dünyayı kaybetmekten oluşan korkularımız bize gittikçe dünyayı kaybettirdi.

Kavram aklın limanı gibi. Ne zaman düşünce deryasına açılacak olsa akıl, yolculuk esnasında karşısına çıkacak bütün sorunlara karşı kuşanılan bir zırh. Bu zırha bürünerek çıkılan yolda rotayı şaşmadan hareket etmenin vesilesidir kavramlar. Hangi limandan diğer bir limana nasıl gidileceğini, nerede neyin gemideseyahat edenler için gerekli olduğunu ortaya koyarlar. Kavram eksiklğinde akıl dağınık bir hal alır. Kendinden başlayarak çevresine doğru yanlış rotalar çizer. Önce akıl kaybolur sonra irade düzensizliğe teslim olur. 

Kitap okumak sorumluluk eylemidir. İnsana bazen slogan bazen nutuk attırır. Kimine sessizce dağılmayı diğerine ise bir yerde toplanmayı söyler. Sayfalarını çevirirken hissettirir bedeninin içinde taşıdıklarını. Ateş gibi titreme alır parmak uçlarından. Sonra gözlerin daldıkça derinliğine dalar. Satırları arasında tırpanla gezinirsin. Ekilenleri biçmekle meşgulsündür artık.
Köyler; ölüme nöbet tutan canlı mezarlar... Uzun servilerin altında gölgelenen ruhlar diyarı. Kökleri kurumuş ağaç gibi son yeşilliği kalın gövdesine tutunan zayıf ve sönük yapraklar. İhtiyarların anılarını tazelemek için bir araya geldiği kahvelerinde eskinin eskitildiği yerler. Gençlerin zorunlu göç istasyonu köyler, yaşlıların zorunlu son istasyonu.
Kıvam, sadece bir araya gelen parçaların ahengi değil, ortaya çıkan yeni olgunun çevreye uyumu? Kendi içinden çevresine doğru genişleyen ve beraberinde taşıdığı değerlerini çevreye kabul ettiren bir hal. Bir oluş. Bir yapılanma? Bütün parçaların estetik bütünlüğü; parçanın özüne ait değerlerin diğer parçayı rahtsız etmemesi.Toplumsal mutabakat fikrinin yaratılmış eseri. Uzlaşma sanatının renkleri.
Kendini bilmek insanın çevresine yönelik eylemlerinde uyacağı kurallar bütünü. Kendini bilmek bir yandan da başkalarını bilmek. Bilinen başkaları ile kendisi arasında hiyerarşik mevki inşa etmek. İnsan kendini ancak dünyayı bildiği kadar bilmekte. Bilinen bu dünya her an bilme eylemiyle genişlemekte. Kendini bil ifadesi aslında orda kal, buranın bilgisine sahip olma arzusunda olma mesajı.
Renkleri sırtında taşımak eğlenceli gibi. Kanat çırpmalarında her yeri yeniden boyar gibi... Kelebekler renklerin sadece tazeliğini değil, sorumluluklarını da taşımaktalar. Sorumluluk ise ïrlenmemek; solmamak ve belki de ansızın ölmemek. Bir kelebek ansızın ölmez. Renklerini toz yapar ve serpiştirir doğaya...Ve bizler... Bizler o renkler ile koklarız güzellikleri...