Hiyerarşi Cumhuriyeti
16.04.2013 Tarihin her devrinde, zamanın döndüğü, güneşin parıldadığı, ay?ın huzmeler halinde halelendiği her gecenin altında yaşayan toplumların ayrıcalıklı insanları yaşarmış. Belli formasyona sahip, belli eğitimden geçmiş ve belli bilgileri elinde tutanlar ayrıcalıklı olurlar. İster büyü ...
Siyaset
1927 okunma
0 yorum
Sayfayı Yazdır

Hiyerarşi; güç… Daha fazla güç… En güçlü…

Güç, bazen para… Güç bazen makam… Güç bazen de bilgi…

 

 

Tarihin her devrinde, zamanın döndüğü, güneşin parıldadığı, ay’ın huzmeler halinde halelendiği her gecenin altında yaşayan toplumların ayrıcalıklı insanları yaşarmış. Belli formasyona sahip, belli eğitimden geçmiş ve belli bilgileri elinde tutanlar ayrıcalıklı olurlar. İster büyücü olsun, isterse çaycı, ister aydın, ister sır ortağı… Bu ayrıcalıklı kesim bulunduğu makamı meşrulaştırma işlevini yürütür.

 

 

Hiyerarşinin ilk sırasında yer alan bu ayrıcalıklılar ilkel toplumlarda ve günümüz bürokratik devlet yapılarında farklı şekillerde ve isimlerde karşımıza çıkarlar. Büyücüler, rüya yorumcuları, geleceği okuyanlar gitmiştir, yerine, danışmanlar, bilirkişiler, entelektüeller ve aydınlar sınıfı gelmiştir.

 

 

Aslında entelektüeller bu hiyerarşinin bir parçası değildir. Entelektüel; siyasal iktidardan bağımsızdır; onu eleştirir; siyasal iktidarla iyi geçinemez. Entelektüelin hiyerarşiye dâhil olması için zihinsel ve ahlaki değerlere sahip olması; adil davranışları sergilemesi, iyi ile kötüyü ayırt edebilmesi ve dahası kendi çıkarına dokunsa bile bunları uygulayabilmesi gerekir. Yoksa entelektüel, hiyerarşinin içinde sistemi ve dolayısıyla kendi makamını meşrulaştırıcı konumu edinir.

 

 

 

Tarihin her devrinde cereyan eden her türlü iktidar olaylarında, iktidarı eline alan sınıflar meşruluklarını sağlamak için bazı efsaneler üretir. Düzenin devamı için eskiden üretilen hurafeler günümüzde yerini ideolojik ötekileştirme hikâyelerine bırakır. Bunlar öyle basit hikâyeler değildir. İçinde kan davalarını besleyen hikâyelerdir. Ama bu ilkel davranmış ilkel büyücüler tarafından üretilmemiştir, sistemin entelektüel ideologları tarafından bizzat üretilmiştir.

 

 

Hiyerarşi ile meşrulaştırma sağlanır…

Hiyerarşi ile hurafeler gerçeğe dönüştürülür…

Hiyerarşi ile büyücüler bürokrat, danışman, başkan, sağ kol olur.

 

 

Hiyerarşi sitemi içinde yer alanlar sistemi meşrulaştırırken Maslow’un sırasına dikkat ederler mi pek bilinmez. Ama bir aidiyet, bir kimlik, bir var oluş mesajından daha derinlerde, hiyerarşi ile günü ve geleceği kurtarma bilincini taşırlar.

 

 

 

Bir kabile reisinin yanında yer alan büyücü muhtemelen aklına her geleni rahat söyleyip yapmaktaydı. Neden? Çünkü fiziksel olarak rahattı. Karnı da toktu. Güvenliğinden de emindi. Söylediklerine itimat da görüyordu. Sevildiği, el üstünde tutulduğu için kendine güveni de tamdı. Kabile reisine her gün onlarca yalan söylese de biraz tahmin, biraz sallama, biraz sansasyon malzemesi, biraz entrika ve kendini kurtarmak için de biraz başkalarını kötüleme, reisi tehdit eden unsurları haber verme gibi söylemini oluşturunca artık kendini de gerçekleştirmiş oluyordu.

 

 

Kabile reisleri bu hiyerarşik ilişki içinde büyücülerden bizzat topluma dönük mesaj vermelerini istemezdi. Yani, büyücü reise söyleyecek, reis de bunu aksiyona çevirerek kabile fertlerine bildirecekti. Sistem muazzam. Kabile reisi de, kabilenin büyücüsü de ve kabilenin fertleri de bu hayattan memnundur artık. Herkes rolünü hiyerarşi içindeen iyi biçimde yapmaktadır.

 

 

Günümüzde siyasetin teşkilat yapılarında da benzer sahneleri görmemek pek mümkün değil. İster yukarıdan aşağıya bakalım, isterse aşağıdan yukarıya…

 

Bir siyasi yapının içinde entelektüel kimdir?

Kim olabilir?

Kim olmalıdır?

Kim olmamalıdır?

Orada entelektüel var mıdır?

Orada entelektüele ihtiyaç var mıdır?

 

 

Ortaçağ’da kilisenin temel ve hâkim görüşüne karşı çıkanlara yaşam hakkı tanınmazdı. Aforoz edilmek sadece sistemden atılmayı değil bu dünyayı da kapsamaktaydı.

 

 

Bir Afrika atasözünde belirtilir ki; “Aslanlar kendi tarihçilerine sahip olana kadar, avcılık öyküleri her zaman avcıyı yüceltecektir”. Çünkü tarihi avcılar yazmakta. Bu yüzden hem resmi hem de informel tarih bulunmakta. Ya da tarih yazanın olmakta... İşte hiyerarşi de hiyerarşiyi kuranın, nasıl olmasını istediği gibi tarihini yazmakta.

 

 

Avcı isen aslanlara, kral isen tebaana, bürokrat isen uzmanına, başkan isen üyene yer yok bu tarihte.

 

 

Belki de bu durumu gören F. Engels; “ Ne mutlu yoksullara ki öteki dünya onlarındır” diyerek, hiyerarşinin içine sıkışmış kesimlerin rahat nefes alabileceği bir yeri, ölüm ötesinde de olsa işaret etmiştir. Ama bu umutsuz bir umut aşısından başka bir şey değildir.

 

 

Hiyerarşiler içinde bilmeyene ahmak, cahil vs. sıfatlar takılabilir lakin bilip de söylemeyenin suçlu olduğunun farkına nasıl varılabilinir? Bireyin hiyerarşi içinde bilip de söylemesi için bildiğinin hiyerarşinin otoriter kimyasına, fizyolojisine, iştahasına ve dimağına hizmet etmesi; bütün bu alanlardaki denklemi temin ettikten sonra faydalı olması mı beklenir?

 

 

Hiyerarşi, pasifize eder…

Hiyerarşi aklı kalpten soyutlar…

Hiyerarşi insanı sistemin emir eri yapar…

Hiyerarşi kendi içinde milliyetçidir…

Hiyerarşi öteki gibi düşünmeyi, kendi sınırlarını aşmayı istemez…

Hiyerarşi, aşağıdakinin yukarıdakine itaatini sever…

Hiyerarşi yukarıdakinin aşağıdakinin gelişmesini sevmez…

 

 

 

 

 

 




Ad - Soyad
:
E-Mail
:
Başlık
:
Yorum
:
Kalan Karakter Sayısı : 500