Ulus Delet
11.12.2013 İmparatorluk ve çok uluslu devletlerden sonra yeni dünya düzeni içinde var olmak üzere eski devlet ve milletlere zorunlu bir yol haritasıdır ulus devlet. Zorunludur çünkü yayılmacı kapitalist ekonominin liberal ayağını güçlendirmek için egemen devletler yeni dünya düzenine ayak u ...
Felsefe
1397 okunma
0 yorum
Sayfayı Yazdır

İmparatorluk ve çok uluslu devletlerden sonra yeni dünya düzeni içinde var olmak üzere eski devlet ve milletlere zorunlu bir yol haritasıdır ulus devlet. Zorunludur çünkü yayılmacı kapitalist ekonominin liberal ayağını güçlendirmek için egemen devletler yeni dünya düzenine ayak uyduracağı devletleri zayıf bir künyeyle donatmak ister.

 

Ulus devletler, milletlerin ortak bir idare altında kendi kültürel ve inanç kodlarını hoşgörü zemininden kopartarak aralarında öfke, şiddet ve bir sırtından vurulmuşluk algısı oluşturmak için büyük devletlerce tesis edilip desteklenmiştir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları bu vurguyu kuvvetlice oluşturmuş, Sovyetler Birliği’nin dağılması ile devam ettirilmiş ve ardından da Balkanlar’da meydana gelen iç savaşlarla desteklenmiştir. Yeni dünya düzeninde yer almak isteyen devletlerin en küçük ve zayıf künyelerle ayak basması için oluşturulan bu yapı temelde dünya ekonomisinin kimin elinde olacağını da gösteren bir şemaya sahip olmuştur.

 

Günümüzde devletlerin ulus devlet olarak adlandırılıyor olmaları dinsel ve etnik bir kimliğin bu devletlerde homojen bir yapıda barındığı anlamına gelmez. Burada anlaşılan aslında tarihinde ortak kültürlerle ve farklı milletlerle bir arada yaşamış bir ırk ya da kültürün bugün için yeni ulus devletin hamisi olma iddiasıdır. Böylece ulus devleti oluşturan üstün bir ırk ya da kültür diğerlerine karşı kendini ispat etmenin teorik çalışmalarının yanında daha çok kamusal hayatı ilgilendiren pratiklerini üretir.

 

Ulus devleti oluşturan egemen kesim devletin ortak hafızasını oluşturmada kendi tarihi dinamiklerini öne çıkararak, tarihin arasında ayıklamalar yaparak geçmişi vaat edilen gelecek doğrultusunda yeniden okumaya tabi tutar. Böylece yeni ulus devletin tüm sembolleri tanzim edilerek, milli eğitim adı verilen kamusal eğitime içerik kazandırılarak resmi, yani kamusal törenler oluşturulur. Tatiller, iş ve eğitim takvimleri, törenler, bayramlar ve sembol değeri olan yıldönümleri bu manada düzenlenir ve topluma yaşaması üzere sunulur.

 

 

Ulus devletin nihai amacı egemen kesimin önderliğinde oluşturulmuş ortak bir tarih bilinci ile bugün için oluşturulan kamusal yaşam şekli ile geleceğe dönük ortak programların farklı kesimler tarafından benimsenmesidir. İlk etapta farklı kesimlerden destek beklenirken bu destek nihai amaçta benimsemeyle son bulmalıdır. Zira geçmişte Alman Yahudileri kendilerini “sokakta Alman evde Yahudi” olarak görmüşlerdir. Aynı görüş 1927-28 sonrası Türkiye’sinde bu defa Müslümanlar için geçerli olmuştur. İki binli yıllara kadar bu kesim “sokakta yurttaş evde Müslüman” kimliği ile hayatlarını idame ettirmeleri beklenmiş ve bir türlü yurttaş kimliğine bürünmedikleri için bir çok kamusal alan hizmet ve katılımları bakımından cezalandırılmışlardır. Bununla birlikte ulus devletin inşasının ilk günlerinde bu durumu fark etmiş bazı kesimler, cemaatler ve misyoner birlikleri ulus devletin formatına sığınmış ve kendi öz kimlikleri ile cihanşümul emellerini gizleyecekleri bir örtüye bürünmüşlerdir.

 

Bizde ulus devlet hikayesinin oluşması diğer ülkelere nazaran çok da aynılık taşımaz. Zira Osmanlı Devleti’nin bünyesini bir anda yere yıkamayan egemen devletler, Osmanlıyı en sona bırakmayı ve diğer dünya devletlerini öncelikli olarak yeniden şekillendirmeyi amaç edinmiştir. On dokuzuncu yüzyıla kadar bu şekilde davranmışlardır.

 

Bizde oluşturulmak istenen ulus devlet modeli ilginçlik taşır. Çünkü devletin sembollerine baktığımızda resmi kimliği oluşturan devlet sembollerinin yanında bir de millet kimliğini oluşturan manevi ve milli semboller yer alır. Yani hem laik hem de dini içerikte semboller, tatiller, iş takvimleri, bayramlar, kutlamalar, anmalar ve yıldönümleri oluşturularak bir bakıma oluşturulan yeni ulus devletin kendi içinde yer alan farklılıkları ile kaynaşması tedricen beklenir.

 

Osmanlıdan kalma cemaatler, farklı milletler, etnik ve kültürel kesimler ile farklı din algısına sahip kesimleri bir arada ortak bir ulus devlet kimliği altında şekillendirmek kolay olmayacaktı. 1924 ile başlayan ve önceliği hilafet kaldırılması ve tevhid-i tedrisat kanunu ile oluşturulan uygulama ile Müslüman algılarına baskı oluşturuldu. Devamında alfabenin değişimi ve yeni bir Türkçe oluşturma çabaları ile hem Osmanlı edebiyatına hem de farklı cemaatlerin iktisadi ve kültürel hayata hakim olmalarına engel olunur. Bürokrasiye getirilen Türkçe bilme zorunluluğu ile bir anda eski bürokratlar önemli mevkilerden alınarak yeni ulus devletin yeni nesli olarak benimsenen bir kesim buralara yerleştirilir. Böylece ulus devletin ortak hafızasını oluşturacak mekanizma yürürlüğe konur.

 

Oluşturulan ulus devlet ile yurttaş tanımına uymayan, bu tanıma direnen ve aykırı davranışlarda bulunan kesimlere iki yol gösterilir. Birincisi özel hayatlarında kendilerini istedikleri gibi algılama ve kültürel devamlılıklarını sağlayıcı iç faaliyetlerde bulunma hakkının yanında kamusal hayatta bu ısrarlarından vazgeçmeleridir. İkincisi ise ilk şerh aşıldıktan  sonra entegrasyonun tamamlanması ve tamamen yurttaş bilinci ile özel ve kamusal hayatlarını idame ettirmeleridir. Bu bakımdan bu farklı kesimlerin, farklı nitelikleri arasında yer alan başta dil ve inançlarını üretebilecekleri özerk teşebbüslere girişmelerine izin verilmez. Bu soruna ülkemizdeki gibi benzer bir örnek de Fransa’da Müslüman kızların başörtülü olarak okula gitme taleplerinin bastırılması verilebilir.

 

Ulus devletler için dil birliği vazgeçilmez bir değerdir. Bizdeki uygulamasıyla farklı ırkların anadillerini ifade etmesine konan engellerin yanında İslami kesimin İslami literatüre sahip olmasının da önüne geçilmiştir. 1930’da gerçekleştirilen Türk Dil Devrimi ile sadece Türkçe kullanılageldiği üzere bir ulus devlet dili olarak savunulmamıştır. Dahası Türkçede yabancı oldukları öne sürülen ve İslami ülkeler ile kültürlerden beslenen kelime ve kavramlar da ayıklanarak Türkçede iki yönlü bir sadeleştirme gerçekleştirilir. Böylece yeni ulus devletin tek dili olarak sadeleştirilen Türkçe, kendisine güç ve katkı veren ve toplumsal derinliğe sahip olduğu düşünce, edebiyat ve iktisat kavramları bakımından yalnızlaştırılarak günümüze gelindikçe Batı dillerinin istilasına açık hale getirilir.

 

Bizde oluşturulmak istenen ulus devletin yapısında bir ırkı ya da kültürü ön plana çıkarmak tek başına yer almaz. Aynı zamanda bunun yanında diğer her türlü kesimin topluma entegre olmuş ve ortak şuurun parçası haline gelmiş her türlü faktör silinmek istenir. Bu uğurda inanç dinamikleri, edebiyat ve felsefe coğrafyası, tarih ve coğrafya şuuru, siyaset ve sosyoloji terminolojisi hep elden geçirilir. Ulus devletin rengi ve dokusuna uygun düşmediği varsayılan her değer silinmek istenir ve öne çıkarılmak istenen kesimin alternatif sembol ve ritüelleri topluma sunulur.

 

Geldiğimiz noktada ise günümüz siyaset kurumlarından bu kadim ve kavi sorunun çözümüne paydaş olacak kesimlerin bir araya gelmesi oldukça zorlaştırılmış olundu. Zira çözüm için her kesimin ortaya attığı öneri diğerleri tarafından tehdit ve milli bütünlüğe hainlik olarak algılanır. Anlaşılan o ki eski hastalıklarını bir tarafa bırakmadan, eski bütünlüğünü bugün ve gelecek için daha üst seviyeye çıkarmak için ulus devletin ikinci sınıfında bırakılan her unsur bir araya gelerek ortak çözüme yönelmelidir.

 

Bunu yaparken de ulus devletin zayıf olduğu temelleri büyük bir korkunun parçası olarak görülmeden, büyük bütünleşmenin gerekliliği olarak değerlendirilmeli ve eski kaygılardan uzak durulmalıdır. Elbette bunu yapmak onlarca yıldır oluşturulmuş sosyo-psikolojik toplumsal algılardan bağımsız olmayacaktır. Bu yüzden de bu büyük bütünleşme herhangi bir kesimin zaferi olarak değil topyekun milletimizin kazanımı olarak ortak dil ve tavırla yeni bir anayasal zemine kavuşturulmalıdır. Elbette siyaset bunu yapamazsa gün gelecek toplum bu hissiyatını gerçekleştirecek damarları keşfedecektir.




Ad - Soyad
:
E-Mail
:
Başlık
:
Yorum
:
Kalan Karakter Sayısı : 500