Efendimiz (sav)´dan bize merhamet
21.04.2014 Nurları saçan, gözleri açan, sırları aralayan, örtüleri kaldıran, Allah?a hamd olsun. Salat ve selam nurların nuru, hayırların efendisi, Cebbar?ın habibi, Gaffur?un müjdecisi, Kahhar?ın uyarıcısı Peygamber Efendimiz (sav)?a ve onun ashabına olsun. ...
Etkinliklerim
5077 okunma
0 yorum
Sayfayı Yazdır

 20 Nisan 2014,

Çorum Programından

Nurları saçan, gözleri açan, sırları aralayan, örtüleri kaldıran, Allah’a hamd olsun.

Salat ve selam nurların nuru, hayırların efendisi, Cebbar’ın habibi, Gaffur’un müjdecisi, Kahhar’ın uyarıcısı Peygamber Efendimiz (sav)’a ve onun ashabına olsun.

 

Merhamet... İnsanı insan kılan, onu yücelten, âli bir makam sahibi eden, yaratılış gayesine uygun huy ve davranışlarla her iki âlemde de manasını zenginleştiren bir hissediş, bir duyuş ve bir davranış halinin akıl-kalp ilişkisiyle bireyin kendinden çevresine doğru etkinliklerde bulunması.

 

(SAV) Efendimiz, merhamet, şefkat ve incelik hususunda bizlere en büyük rehber.

 

O, Allah’ın dinini yeryüzüne hâkim kılma mücadelesinde bir insanın maruz kalabileceği psikolojik, fiziksel, sosyolojik ve diğer tüm baskılara, en ağır hallerle karşı karşıya kalmış ama yine de Rabbi’nin ona telkin ettiği metodun dışına çıkmamış ve kalbinden sevgiyi, dilinden inceliği ve davranışlarından da merhameti eksik etmemiş.

 

Bize düşen onu anlamak...

Bize düşen onun sünneti seniyyesini takip etmek...

Bize düşen onun ümmetinden olma mücadelemizi bir an olsun terk etmemek, unutmamaktır.

Bize düşen onu sevmektir.

 

Esasında marifet, önce insanı anlamak. İnsanın mahiyetini kavradığımızda, onun yeryüzü serüvenini anladığımızda merhametin boyutu, şekli ve mevki-makam durumuna göre değişmeyen nüvesi ortaya çıkmaktadır.

Evet, biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik, onlar onu yüklenmeğe yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi. O cidden çok zalim, çok cahildir (Ahzab: 72).

 

İnsan yaratıldığı ilk günden itibaren Rabbinin ilahi ve sonsuz mesajını yeryüzünde temsil etmeye talip olmuştur. Böylece insan, ya Rabbinin koyduğu kurallara boyun eğerek rahmet nizamına uygun davranacak ya da isyan ederek zalim bir kafaya sahip olacaktır.

 

İnsanın ayette belirtildiği gibi hem çok cahil hem de zalim olma hali yani uçlarda kendini kaybetme hali onun dünyevi sevgisinin derecesiyle ilgilidir. Zira insan aklını ve kalbini dünyaya çevirdikçe bencilleşmekte, bireyselleşmekte, başkalarıyla aynı Rab tarafından yaratıldığını unutmakta ve daha da vahim haliyle ahiret gününü unutmaktadır.

 

İnsanın yeryüzünde yüklendiği halifelik vazifesi onu adeta bir mesaj haline getirmektedir. Çünkü yarattığı her şeyle tüm insanlığa mesajlar veren Allah, insan ile ve özelde de fert fert bizler ile mesajlarını devam ettirmektedir. Bu bakımdan bize düşen, Allah’ın hangi mesajlarını en iyi şekilde; adeta bir kitle iletişim aracı gibi etrafımıza verebildiğimizdir. Bu yönde bir akıl, bu uğurda verilen mücadele, bu yönde hissedilen duygular, insanı yani bizi güzel insan makamına taşıyacak yegâne ölçülerdendir.  Böylece bizler ne zalim ne de cahil uçlarına kaymadan ehil ve emin insanlar olarak rabbinin büyük mesajı doğrultusunda bir hayatı yaşayan insanlar olacağız inşallah.

 

İşte bu istikamet üzere gidebilmek için bize tarik ve refik eden iki temel unsur Kur’an ve Sünnettir. Böylece bizler gönüller sultanı Efendimiz (sav)’ın güzel ahlakı doğrultusunda bir hayatı yaşamanın azminde oluruz. Bu öyle bir azimdir ki bugünkü tüm insani ilişkilerimizi adeta bir sisteme, bir nizama ve düzene koyar. Siyasi, kültürel, ticari ve her türlü beşeri münasebetlerimizi onun rehberliği doğrultusunda yaşamaya özen gösterdiğimiz takdirde, merhamet ve şefkat önderi efendimizin yolundan gidebiliriz inşallah.

 

Şefkat ve merhamet, Allah’ın yarattıklarına acımak, onların her zaman iyiliğini düşünmek, mutlu olmalarını istemek ve onlara sürekli yardım isteği taşımaktır.

 

Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’inde, Peygamber Efendimiz hakkında:

“(Rasûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik”  (Enbiyâ: 107)  buyurmaktadır.

 

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmaktadır:

“Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir (Tevbe:128).

 

Bu âyetten açıkça anlaşıldığına göre Sevgili Peygamberimiz,  ümmetinin azap görmesi şöyle dursun, zahmet çekmesinden dahi üzüntü duyar. Ümmetinin sıkıntısı O’nun da sıkıntısı, sevinci O’nun da sevincidir.

 

Adamın biri bir defasında Peygamberimizden düşmanları lânetlemesini istemişti. Peygamberimiz(aleyhissselâm) o kişiye:

“Ben lânet okumak için değil, âlemlere rahmet olmak için gönderildim.” cevabını vermiştir.

 

Gerçekten de O, Mekke döneminin çok sıkıntılı günlerinde bile düşmanlarına beddua etmemiştir.

 

 

Her ne kadar Efendimiz (sav)’ın merhamet ve şefkat yolundaki örnek yaşantısı önümüzde rehber olarak yer alsa da biz yine de bu duygularımızdan ve bu tür davranışlarımızdan bir vesile ile uzak dururuz.

 

Nedir bizi Allah’ın sevgisinden ayıran?

Nedir bizi O’nun Habibinin ahlakından ayıran?

Bu nasıl bir hastalıktır ki tüm benliğimizi işgal ile meşguldür?

 

İnsan Ahsen-i Takvim suretinde yaratıldı ve kulluk bilincini yitirdiğinde efsal-i safilin seviyesine düşmektedir. Bu bakımdan kalbi sürekli diri tutmak ve onu akla rehber kılmak bizi ahsen-i takvim suretinde koruyacaktır. Bu bakımdan dikkat etmemiz gereken hususlar;

a)     İsteklerimizin oldukça geniş olduğu

b)     Dünyevi ve ubudiyyet arasında yer alışımız

c)      Dünyaya bir memur ve misafir olarak gönderildiğimizdir. 

 

 

 

Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur ayetinde belirtildiği üzere şayet Rabbimizi anmayı bir an olsun bırakırsak o zaman merhametin ve şefkatin merkezi olan kalbimizi hastalıklar kuşatır.

Kalbi sarmaşık gibi sarıp onu içten ve dıştan çürüten en büyük hastalık dünya sevgisidir. Bu sevginin şiddeti ve ilgisi arttıkça hastalık kalbimizden diğer organlarımıza yayılmakta; bireyden cemiyete, cemiyetten topluma, toplumdan millete ve nihayetinde de milletten devlete nüfuz ederek komple bir yapıyı ele geçirmektedir.

Dünya sevgisine kapılmamak için her amelin sonucunu Allah’tan beklemeli ve her bir davranışımızın temelinde O’nun ilahi rızasını elde etmek yer almalıdır. Böyle makam, konum, yaş, cinsiyet ne olursa olsun birey cemiyet içinde tüm davranışlarını birilerine pazarlama, reklam etme, tanıtma ve böylece itibar görme hastalığından kurtulacak ve sadece Rabbine yönelecek, ondan rıza görmeyi dileyecektir.

Bu yönde kalbi kuşatan ve onu Allah’ın rızasını elde etmesinden alıkoyan dünyevi hastalıklar;

-          Mevki makam sevgisi;

-          İnsanlara hükmetme arzusu;

-          Şöhret olma, övülme ve alkışlanma iştahı;

-          Önünde dalkavukluk yapılması ve sürekli itibar görme sevdasıdır. 

-           

Rasûl-i Ekrem’in (sallallâhü aleyhi ve sellem) Tâif yolculuğunda Tâifliler kendisini taşlamışlar, atılan taşlardan bedeni ve ayakları yara almıştı. Orada Hak Teâlâ Hazretlerine yaptığı tazarru, niyaz ve yakarıştan sonra yanına gelen bir melek O’na, “Dilerse Yüce Allah’ın Tâif ve Mekke’nin çevresindeki dağları birbirine kavuşturmak suretiyle her iki şehirde İslâm düşmanlığı yapan zâlimleri yok edeceği” haberini getirdi.

 

Efendimiz (sav) aksine:

“Allah’ım! Bunlar hakikati göremiyorlar, ama ümit ediyorum ki bunların çocukları bir gün gerçeği görecekler, tevhide ereceklerdir. Senden onların hidayete ermelerini istiyorum.” diyerek kendisini taşlayanlara Allah’tan hidayet dilemişti.

 

 

Bu hastalıklara kapılmamız nedeniyle ilk başta bahsettiğimiz gibi Allah’ın büyük mesajını taşıma ve o doğrultuda hareket etmede zaafa uğramak İslam’ın sancağını taşıyamamak demek olur. Zira efendimiz (sav)’ın belirttiği üzere; Bir zaman gelecek ve ümmetimizin çokluğu selin önündeki köpük gibi olacaktır. O zaman düşmanlarınızın kalbinden sizin korkunuz silinecek, sizin kalbinize de VEHN yerleşecektir. Ona vehn nedir diye soran ashabına, dünya sevgisi ile ölüm korkusunun bir kalpte toplanmasıdır demiştir.

 

Ulusların, toplumların, fertlerin zilletlerinin, zaaflarının sebebi, fertlerin kalbine korkunun kök salması, kalplerin zayıflaması, yüksek ahlaktan uzak kalmaları ve içine düştükleri şahsiyet krizleridir.

 

Böylece en merhametli olan kalp aslında en güçlü, en sağlıklı, en kuvvetli ve en adil kalptir. Bu ister bir bireyin isterse de bir devletin kalbi olsun aynı mahiyettedir.

 

O, rahmet ve şefkat peygamberi idi. Bu münasebetle inananları sürekli merhametli olmaya teşvik ediyor, şöyle buyuruyordu:

“Merhamet edenlere Allah da merhamet eder. Siz yeryüzündekilere şefkat ve merhamet gösterin ki, göktekiler de size merhamet etsinler.”

“Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.”   

Ailede, toplumda ve yürüttüğü hizmet sebebiyle yüz yüze geldiği insanlarla diyalogunda merhamet ve şefkatin en derin örneklerini yaşatan Hazreti Muhammed (sav), insanları, hayvanları, bitkileri, tüm varlıkları ve evreni Yüce Allah’ın bir emaneti olarak görüyordu.

 




Ad - Soyad
:
E-Mail
:
Başlık
:
Yorum
:
Kalan Karakter Sayısı : 500