İmaj ve Demiştim Makamı
20.07.2014 Modernizmin mahsulü ilkel insanlarız biz. İlkeliz çünkü modernizmin akli aydınlanma çağında Ahsen-i takvimden eefel-i safiline yönelmişiz. ...
Felsefe
1113 okunma
0 yorum
Sayfayı Yazdır

Ayrılığın vuslatına doğru bir adım…

 

Modernizmin mahsulü ilkel insanlarız biz.

 

İlkeliz çünkü modernizmin akli aydınlanma çağında Ahsen-i takvimden efsel-i safiline yönelmişiz.

 

Hakikatle aramıza yerleştirilmiş şablonlarla düşünür, kalıplara dökülmüş vicdanlarımızla hüküm veririz. Hakikat bireysel hayatımızın gerçeği olduğu müddetçe işimize yarar.

 

Gerçeklerimiz ise hakikatin yolunda olmasa bile doğrularımız olur.

 

Su gibi aziz olmak varken biz kendimizi süt gibi kaynadıkça taşırırız. Kalıbımıza sığmayan ihtiraslarımızdır. Aklımız şehvetimizin elinde esir ve ona amadedir. Ama ne var ki maddeye mahkûmiyetinden keyif alan bir kalbimiz de vardır. İhtiraslarımız kalıbımızdan taşmaktadır ve ne kökü mazide ne de gözü atideyiz. Varsa yoksa bugünün çekirge sürüleriyiz.

 

Kâinatı talan, yaratılışı inkâr, doğayı mat ve hayatı ters yüz etmeyedir tüm çabalarımız.

 

Bugün bizi aldatan en büyük put imaj’dır. 

 

İmaj içindir etkinliklerimiz. 

 

İmajımıza yöneliktir kariyer hesaplarımız. 

 

İmajımız içindir dostluk ve arkadaşlıklarımız. Girip çıktığımız ortamları tercih ediş sebebimizdir daha iyi imaj elde etmek.

 

İmajın yoksa hiç bir şeysin bu hayatta!

 

Seni adam yerine koyacak tek bir değer yoktur imajdan başka. Ya evden çıkmayacaksın ya da sokağa uygun imaj elbiselerin olacak.

 

Teknolojiye sığınırız imajımızı düzeltmek için. Her gün yeni icatlar hayatımıza sızarken, biz ne anlama dahi geldiğini bilmediğimiz ve tam olarak kullanamadığımız teknolojik ürünleri elde ederiz. Manevi dibe vurmuşluğumuzu teknolojinin son üretimleriyle örteriz. Böylece insani ilişkilerimizi teknolojinin fırsat sunduğu aracı cihazlara indirgeyerek denetleriz birbirimizi.

 

Sanal gerçeklikler üretildi bizler için.

 

Ne tuhaf! Hem sanal hem de gerçek. Bir araya gelen iki kavram ilişkileri bakımından kan davalı gibi. Ama biz sanal gerçekliklere düşkünüz.

 

Gerçeği hakikatten ayırdığımızdan beri doğrularımız şaştı. Vicdanlar yerini itibara bıraktı. İhtimam ettiklerimiz arasında bir tek şahsi insanlığımız kaldı.

 

Toplum öldü gözümüzde. Biz hala insan kalabildiysek tabi!

 

Hakikatin sürgününde yer alarak imaj dosyasına taşındık. Neydi hakikatin sürgünü? Yaratıldığını unutan insanın her tür maddi haz peşinde koşması. Kendini kaybeden insanın kendini bulduğunu zannederek hadsiz, koşulsuz, zekâtsız, vicdansız ve bencil bir özgürlük elde ettiğini zannetmesi.

 

Hakikatin sürgününde geçiyor artık günlerimiz. Dün-bugün-yarın hepsi sürgünde birbirinden farksız yaşanıyor cansız bedenlerimiz tarafından.

 

Zamansızlık ve mekânsızlık!

 

İmaj dosyalarına taşındık hayatın her tarafında. Evlerimiz, arabalarımız,  markalarımız, tercihlerimiz ve hatta eşlerimiz… İmajı cilalayan nesneler bizim için.

 

Ben de oradaydım demek için teknolojinin sunduğu her türlü iletişim etkinliğini ahlaksızca kullanmanın sınırsız doyumundayız.

 

Bizi öne kayıracak ideolojik temsillerin mümessili olmaya çabalıyoruz. Bunun için -mış gibi yaşıyoruz. Yalan söylüyoruz. Sanal gerçekliğin mecralarında yaşamadıklarımızı yaşıyormuş gibi göstererek gerçeklerimizi sanallaştırıp değersizleştiriyoruz.

 

Göbeğimiz çatlıyor yalan söylemekten.

 

Aklımız eriyor şehvetin susturulamaz diliyle konuşmaktan. Kalbimiz taşlaşıyor kulaklarımızı insanlığın feryadına kapamaktan. Gözlerimiz köreliyor vahşetin mazluma ettiği işkenceleri görmemekten. Dilimiz taşlaşıyor haksızlığa yüksek sesle dur diyememekten.

 

Şüphesiz çaresiz değiliz.

 

Günümüzün hastalıkları da çaresiz değil. Yaşadığımız her türlü bireysel ve toplumsal sorunların reçetesinin ecdadımız tarafından yazıldığını biliyor hala bir tarafımız.

 

Ümitsiz de değiliz.

 

Ümidimizin kaynağı sonsuzluğun adaletinde.

 

Ama yine de sonsuzluğun adaletine inanırken belki de bizi tembelleştiren yine bu inancımızdaki duyarsızlığımız. Nasılsa zalim öteki dünyada hesap verecek diyerek bugün zalime karşı risk almıyoruz. Hakikatin sesi, hakikatin aksiyoner şahsiyetleri ve hakikatin yaşayanı olmadan dünyada adalet bekliyoruz.

 

Bizler de farkına varmadan hakikatin sürgününde yaşıyoruz. Hakikat yaşanmadan haklar nasıl elde edilir ki?

 

Sloganlara emanet ettik hakikati.

 

Sloganlardan bekliyoruz kurtuluş reçetesini.

 

Bir kahraman yiğit çıkıp gelse de zalimin sesini kıssa diye elimizdeki kumandaların tuşlarına basıyoruz. Klavyelerin tuşlarına törpülü tırnaklarımızla nazikçe basarak davet ediyoruz kahramanları meydana.

 

Sonra aynı parmaklarımızla lanet okuyoruz zalime. Henüz kalp ile buğz aşamasına düşmesek de dil ile icra makamına yükselmenin keyfini yaşıyoruz.

 

‘Ben demiştim’ düşmüyor dilimizden.

 

Hepimizin sloganları birbirine karıştı. Kimse kimseyi dinlemiyor. Kim daha bol reklamlı söyleyebiliyor hevesi heyecanlandırıyor bizi.

 

Hakikatin sürgününde, slogan seviyesinin de aşağısına düşerek ‘demiştim’ makamının rezilliği ve kokuşmuşluğu içinde güya entellektüel ve aksiyoner bir imajın hamisi oluyoruz.

 

Özgürlük, başkalarını davet etmeden evvel kendimizi misafir görmekte. Biz kendimizi harekete davet etmeyi başarabilirsek hakikate taraf olma yolunda sahici adım atmış oluruz. Böylece misafir olmak için ev sahibine doğru yola çıkmış oluruz. Başkalarını da yargılama ihtirasından vazgeçerek şehvetimizi dizginlemeyi başarırız.

 

Çıkartalım üzerimizden imajlarımızı.

 

Kolektif hayatın içinde, hakikatin savunucuları olalım. Muştulayalım herkese güzellikleri. Güzellikle ifade edelim kendimizi. İnsanları yetersiz diye yargılamanın yerine onları aklımızın ve kalbimizin inanmışlığıyla hakikatin tarafına taşıyacak adımlar atalım.

 

Bırakalım adımlarımız küçük olsun.

 

Bırakalım adımlarımız sanal dünyadaki kadar beğeni ve dikkat toplamasın.

 

Sahi, adımlarımız sahiden olsun.




Ad - Soyad
:
E-Mail
:
Başlık
:
Yorum
:
Kalan Karakter Sayısı : 500