Tarih ve Özgürlük
05.09.2014 Evini inşa ederken çatı altına kuş yuvasını da ekleyen köylü, artık ne yobaz ne de çağdışı. O artık büyük medeniyetimizin Sinan?ı? ...
Gençlik
1501 okunma
0 yorum
Sayfayı Yazdır

Özgürlük insanın arayışında,

İnsanca yaşamak için yeri geldikçe bir müddet insani haklarından bile bilinçli

feragat edip isyanında.

Özgürlük millete, devlete, topluma ve bireye…

Özgürlük en çok da gence…

 

Özgürlük, biz bize yaşarken bizi bize düşüren bir kavram,

Kendimizle barışıkken kavgayı başlatan bir kavram,

Özgürlük adına esaret zindanlarına dolduruldu nesiller,

Özgürlük uğruna tükeniş mücadelesi verdi savruk akıllar.

Kim olduğunu sormadan ne olmak istediğinin ağına dolandı kuşaklar.

 

Kavga da, hak arayışı da, kendi toplumunu ötekeliştirme de, tarihine bile

küsme de hep özgürlük arayışı adına saplandı bağrımıza.

 

Özgürlük maceralarımız her ne kadar bizi bize darıltsa da

Kardeşi kardeşinden ayırıp ideolojinin bekçisi yapsa da

Aileyi bile bölecek kadar kuvvetli olsa da

Toplumsal değerlerimizi sarsacak kadar deprem etkisi yapsa da

Özgürlük arayışları yine de en çok tarihi küstürmüştür bizlere.

 

Tanzimat, Batıcılık, Meşrutiyet, Cumhuriyet, darbe dönemleri demokrasileri…

Vesayet üstüne vesayet.

Ne ilginç ki hepsi daha özgür Türkiye için.

Evet, daha özgür Türkiye.

Neydi bu özgürlük?

Tarihinden kopmak.

Tarihinden ne denli koparsa özgürleşeceği muhakkak gerçekleşecek ülke.

Oldu mu? Hayır.

Olabilir mi? Hayır.

 

Tarih geldi yapıştı yakamıza.

Nasıl mı?

Önce otantik bir sokuluşla cezbetti bizi,

Derken, romantik bir hale büründü,

Yetmedi, modernliği kuşattı,

En çok da onu terkeden kuşağı yani gençliği yakaladı yakasından.

Gençliği nasıl mı yakaladı?

Elbette, günümüz gencinin en çok uğradığı mekanları dönüştürdü otantik ve

romantik dokusuyla.

Kafeleri dönüştürdü.

Kahve falına girdi, sonra kumda Türk kahvesi diye köpürdü,

Devamında mekanı eski püskü eşyalarla donattı,

En sonunda da yıkık dökük ve içinde in ve cinlerin dahi oturmadığı evleri

restore ettirdi.

Konaklar doğdu yeniden.

Konakların romantik masalları anlatılmaya başlandı.

Her hikaye de mistik aşklar türedi,

Gencin kanına girdi,

Aklını çeldi ve derken

Gencin estetik yorumlarını ele geçirdi.

 

Evet, terkedilen tarih kapımızı çaldı şimdi.

Büyük şehirlerden kasabalara kadar modernliği yakalamak için, tarihi ne

varsa onarılmaya başlandı memlekette.

Çeşmeler, hanlar, camiler, kervansaraylar, köprüler, evler ve hatta eski yollar

bir seyirlik oldu.

 

Tarihi bir çeltik izi bile üzerine doktora tezleri yazmaya değer görmeye

başladı.

Heyhat!

Özgurlük geliyor.

Tarih kendini ifade edebiliyor.

Osmanlı arşivleri doktoralara ilham veriyor.

El yazma eserleri anlamak için Osmanlıca kurslarına kayıtlar yapılıyor.

Tarihin dili canlanıyor.

Tarihin değerleri eşyada, mekanda ve zamanda yeniden kendini üretiyor.

Ve gençlik…

Gençlik bundan keyif duyuyor.

Farkına varanı var, farkına varmayanı var.

Ama olsun.

Artık tarihimiz redd-i miras olarak görülmüyor.

 

Bir iki çürük akıl, zulüm 1453’te başladı dese de, o Bizans  kafalı genç de

akşam Beyoğlu’nda, Kızılay’da, Kordon’da “Kumda Türk kahvesi içerek

sarhoş olduğu hayattan ayılmak için çıkış yolu’ arıyor.

 

Unutulan, unutturulan, yok sayılan ve hor görülen tarih geri döndü,

Kapımızı çalıyor, hatta içeri adımını attı.

Barbarlık, kabalık, yobazlık adına dillendirilen ve aslında kültürel zenginliğimiz

olan ne varsa itibarını elde etmenin özgürlük mücadelesini veriyor.

Kazanıyor da.

 

Evini inşa ederken çatı altına kuş yuvasını da ekleyen köylü, artık ne yobaz

ne de çağdışı.

O artık büyük medeniyetimizin Sinan’ı…

 




Ad - Soyad
:
E-Mail
:
Başlık
:
Yorum
:
Kalan Karakter Sayısı : 500