Fısıltı
09.09.2014 ...
Yorum
1306 okunma
0 yorum
Sayfayı Yazdır

Bir fısıltı…

Gıdıklıyor kulaklarımızı. Tenimize değiyor. Titriyor ve kendimizden geçiyoruz. Akşam rüzgarı gibi. Biraz serin, yavaşça ve bir müddet esiyor.

Bir fısıltı var bizi ayartmaya çalışan. Ayarttıkları var içimizden. İki yüz yıla yakın tepemizden aşağıya, zihnimizden duygularımıza girmeye çalışıyor. Çamur gibi yapıştı ayaklarımıza. Nereye yönelsek bizimle aynı anda giriyor içeri.

Batıcılık oynuyoruz fısıltının telkinleriyle.

Oyunun kuralları belli: Ne olursa olsun hep kaybedeceksin.

Gizemli bir ses ile çıkıyor kaynağından fısıltı. Büyülüyor dinleyenlerini. Çabucak bırakıyoruz kollarına kendimizi. Hazırız, amadeyiz, bekleriz, yeter ki geliniz diyoruz.

Fısıltı halinde kemiriyorlar beynimizi. Sessiz sessiz. Acele etmeden. Serin serin. Derin derin. Hoşlanıyoruz böyle sömürülmekten. Hani birden olsa delikanlılığımız tutar. İndiriveririz Osmanlı tokadını. Ama böyle güzel. Alışıyoruz yeni hayatımıza.

Güneş gözlüğü, deniz, şemsiye, pipetten gazoz, sahil terliği, jet ski, plaj voleybolu… Akşama uçak bileti, gece beş yıldızlı otel, sabah erkenden duş, dokuz gibi Bebek’te kahvaltı, iki kişiye on kişilik masa, masa üzerinde envayi çeşit kahvaltılık, aceleye gerek yok şirkette işler asırlık, birazdan araba gelecek öğle kahvesi towerda, şu bizim şöfor mü, gömlekte reçel lekesi, siparişle yenisi gelecek, akşama dış hatlar, iki gün hem iş, hem seyehat, hem kaçamak…

Böyle fısıldıyor yeni hayat bize.

Eğlen, hep genç kal, kazan, harca, al, sat, gülümse, sert dur, kibar ol, saf olma, ağzın laf yapsın, kulakların duymasın, hep helal olsun (aferin mahiyetinde). Başarmak tek çare.

Kulaklarımızda fısıltı, içimizde bir heyecan ve dayanamayıp atılıyoruz bu yeni hayata. Karşı cinsten de çekici bu hayat. Bakışları bile satın alabilirsin, yeter ki bedelini tam koy!

Bazen fısıltıyı engelleyecek sesler karışıyor, parazitlik yapıyor bize. O esnada şiddeti artıyor, yüksek sesle konuşuyor fısıltının sahibi.  Sen efendisin, diyor. Onlar köle. Memleketi sakın kölelere kaptırma. Köleler bilmez bu yeni hayatı ve yaşamasını. Yoksa memleketi sefil evlerine benzetirler. Koca memleket köle pazarına döner. Bu sesleri duydukça içimizdeki sefilleri tanımlıyoruz önce. Sefilleri kimliksizleştiriyoruz. Acıyoruz onlara. Derken bu acınaklı hallerinden kurtulmaları için biz de onlara fısıldıyoruz: Gelin kurtaralım sizi. Bizim gibi olun. Gözlerinin bizim gördüklerimizi görsün, kulaklarınız duyduklarımızı duysun, dilleriniz bizim marşlarımızı söylesin, damağınız bizim tatlarımızı tatsın, zihinleriniz bizim gibi düşünsün, kalpleriniz bizim tanrılarımızla çarpsın. Bize benzemeye çalışın. Biz de size iş verelim, aş verelim, kutsal gökdelenlerimize çalışanlarımız olarak girme hakkı tanıyalım. Bırakın düşünmeyi, idareyi. Biz bunları biliriz. Sizin için de düşünürüz.

Bir asırdır kendi içimize böyle fısıldıyoruz.

Ne tuhaf, kendi kendine fısıldayan bir adam.

Kendine yüksek sesle konuşmaya korkan bir adam.

Kendini tek yerine iki, üç, dört gören adam.

Ne tuhaf, tam fısıltı kesilecekken, en yüksek sesiyle gürlüyor bize dudaklar.

Sokakları kazdırıyorlar.

Camları kırdırıyorlar.

Canları yakıyorlar.

Yolları kesiyorlar.

Mahalleleri ayırıyorlar.

Tırnağımızdan, derimizin altına sızıyorlar.

Mahremimizi kirletiyorlar.

Evimizi dinliyorlar.

Kapımızı kırıyorlar.

Aklımızla alay ediyorlar.

Kalbimizin attığı coğrafyaya terörist diyorlar.

Bu kez fısıldamadan bağırarak söylüyorlar.

Belli ki sinirleri bozulmuş. Zamanları dolmuş. Sabırları tükenmiş. Tedbirleri kalkmış. Vicdanları körelmiş. Vahşileşmişler. Böylece fısıltıdan vazgeçip haykırıyorlar:

Sizi uyuttuğumuz o tatlı hülyalar sadece bizim saraylarımız içindi.

Siz de buna inandınız.

Siz de bize kandınız.

Siz de dünyaya daldınız.

Siz de günahı arzuladınız.

İşte kandırdık sizi.

Artık günahkarlarsınız.

 




Ad - Soyad
:
E-Mail
:
Başlık
:
Yorum
:
Kalan Karakter Sayısı : 500