Yazmak Tarihi Bir Eylemdir
13.09.2014 Yazmak? Tarihi bir mücadeledir yazmak. Tarihte yer almak isteyen aklın kendini, kendinden sonraki nesillere aktarmasıdır. ...
Yorum
1687 okunma
1 yorum
Sayfayı Yazdır

Yazmak…

Tarihi bir mücadeledir yazmak.

Tarihte yer almak isteyen aklın kendini, kendinden sonraki nesillere aktarmasıdır.

Boşluğu doldurmak için mürekkebi sıvı halden katıya; harç misali kağıda kalemle

sıvayarak sağlam binaları inşa etmektir.

‘Ben/biz buradaydım(k) demenin en kavi yolu, geleceği anlatmak için akıllara geçmişi

yerleştirme işlemidir.

 

 

Yazmak, bireye insiyatif kullandırır.

İradeyi ön plana çıkartarak bireyi tarih içinde özne olmaya motive eder.

Tarih yazarak inşa edilir.

Kayda geçmeyen zaman, olay, olgu, söz yada davranış tarihdışılığa itilerek sonsuzluk

içinde imha edilir.

 

 

Birey yazarak, tarih yazılarak, zaman ise okunarak bir anlam bütünü oluşturur.

Zaman ile mekan arasındaki ilişkinin bağıdır yazı.

Yazı sayesinde akıl, kendini hisseder.  Kendini bulur.

Takvimlere bu yüzden ihtiyaç duyarız. Takvimler zamanın hangi kıyısında olduğumuzu

bize bildirir.  Takvimler yazılıdır. Ama o takvimlerde yer edinmiş kayıtlar bugünü ve

yarını zihnimizde konumlandıracağımız kısımları oluşturur.

 

 

Yazmak tarihi bir eylemdir.

Tarih kadar gerçektir.

Yazma yoluyla sadece olaylar takvime işlenmez. Yazma neticesinde bireyin psikolojisi,

duyguları, hissedişleri ile davranışlarını keşfederiz.

Yazı bize sadece tarihi anlatmaz. Koca bir insanlığın hikayesini anlatır.

Bir metni okurken bir hikayenin içinde buluruz kendimizi. O hikaye ya bizim hikayemizle

uyumludur ya da değildir. Böylece tarihin hikayeleriyle kendimize bugün yeni ilişkiler

içinde yer ararız.

Fikirler, ideolojiler, cemaatler, sosyolojik yapılar bize hep tarihi bir derinlikten gelen

hikayeler neticesinde cazip gelir.

İyi bir tarihe sahip olmayan fikir, düşünce; şiir, edebi metin, felsefi kuram yada bir müzik

eseri günümüzde bize hitap etse etse ancak anlık bir refleksle ulaşır.

 

 

Yazmak aynı zamanda tarihin kayda geçirilmesi.

Tarihini kayda geçmeyen insan, tarih içinde yitiktir.

Mağara duvarlarına çizgiler yoluyla kendini nakşeden insan, geçmişten günümüze

mesajlar göndermekte. Buradaydım, tam da zamanın bu kesitinde, diye kendini bizim

de üstümüzde bir mekana konumlandırmakta.

Biz bugün o duvaryazılarına ve resimlere bakarken insanlığın ortak hikayesinde nerede

yer aldığımızı anlamaya çalışırız.

Böylece yazı, kimden ve zamanın neresinden geldiği önemli olmaksızın insanlığı ifade

edebildiği müddetçe her zamana hitap etmeyi başarmakta.

 

 

Mürekkep ile kalem muhabbetini insani hissedişlerle besleyen yazarlar bireyin manevi

dünyasını rüzgara, yağmura ve diğer erezyon türlerine karşı korurlar.

Tarihdışı kalmamak adına yazı en önemli argümandır.

Tarihi ve evsensel metinlerin belirgin ve ortak özellikleri basit, anlaşılır ve doğrudan

mesaj taşıyor olmasıdır.

Yazı ile yazarın dahi farkına varmadığı sosyo-psikolojik durumlar kayda geçer. Madde

ile mana içiçe girer.

Geçmiş ile gelecek bugüne sığar.

Yazıya muhatap birey çevreye açılırken yazıyı yazan ise içine kapanır.

Yazmak tarihi bir mücadele şekli iken onu kaleme alanı kendisiyle mücadeleye sokar.

Yazı, muhatabı ile yazanı arasında bir mücadele doğurur. Yazmak ise yazarın

kendisiyle mücadelesi olur.

Bu yüzden edibin edebi öne çıkar. Edebi olabilmek için edepli olunur.

Ar ve namus yazıya edeb ileişlenir.

Madde ile mana, zaman ile mekan, muharrir ile kari, dün ile bugün yazı ile anlamlı

kılınır.

Yazı, tarihi belirginleştirirken, bugünün ve yarınların inşasına katkıda bulunur.

Bu yüzden kalemi eline alanın amacı yok etmek değil inşa ve ihya etmek olur.

Bu yüzden yazı, tarihte olup bittiği ve sona erdiği kadar ayrıca bugün yaşayan ve

yaşatandır.

 

 

 




Ad - Soyad
:
E-Mail
:
Başlık
:
Yorum
:
Kalan Karakter Sayısı : 500

Çok İyi
01.10.2014 21:03:24
Yüreğinize Sağlık.

Mehmet Murat Kılınç