Orhan Gencebay ve Muhafazakar Direnişi
08.01.2015 1970?li yıllarda ve ?80?lerin başlarında ülkemizde ciddi şekilde yaygınlaşan şiddet ve kavga ortamının gerilimlerinin etkisi, toplumun her kesiminde derinden hissedilmekte idi. Özellikle Marksizm, Leninizm ve diğer sol akımlar komünist bir devlet yapısını topluma enjekte ederek ü ...
Yorum
1088 okunma
0 yorum
Sayfayı Yazdır

1970’li yıllarda ve ‘80’lerin başlarında ülkemizde ciddi şekilde yaygınlaşan şiddet ve kavga ortamının gerilimlerinin etkisi, toplumun her kesiminde derinden hissedilmekte idi. Özellikle Marksizm, Leninizm ve diğer sol akımlar komünist bir devlet yapısını topluma enjekte ederek ülkemizi yeniden şekillendirme isteğinde idi.

 

 

Buna karşılık ülkemizde ki muhafazakâr kesim bu yapıların karşısında daha çok siyasi söylem ile direnmeye çalışırken, Necip Fazıl, Nurettin Topçu, Sezai Karakoç gibi düşünürleri aracılığıyla, felsefe ve edebiyat alanında milletimizin inançlı kesimlerinin morallerini yüksek tutacak düşünce, mesaj ve içerikleri üretmekteydiler.


Sanat camiasının geneline bakıldığında ise tiyatro ve ses sanatçılığı alanında neredeyse direniş gösteremeyen muhafazakâr kesim, komünistlerin gençliğe yönelik ürettikleri “özgürlükçü, hürriyetçi” düşüncelere klasik yöntemler ile cevap vermeye çalışmaktaydılar. Şüphesiz bu çabalar, dönemin yetersiz kitle iletişim araçları içinde ve tekelleşmiş piyasa düzeninde sesini çok da duyuramıyordu.

 

Böyle bir ortamda milletimizin ve ülkemizin kaderinin bu değişime/değiştirilmeye boyun eğmeyecek kadar sağlıklı olduğunu belirtmek için Gencebay “Batsın Bu Dünya” ile ilk savaşını vermekteydi. Bir anda dikkatleri üzerine çeken Gencebay, dönemin kaos ortamında ve tekelci pazar piyasasının egemenliğine rağmen büyükşehirlerin minibüslerinden kahvehanelerine ve hatta kamusal alanın bir çok yerine itiraz eden bir ses tonu ile nüfuz etmekteydi.

 

“Batsın Bu Dünya” ile mevcut köhne düzene karşı çıkan Gencebay, çok geçmeden “Bir Teselli Ver” ile tüm kesimlere ortak bir paydada seslenerek başta muhafazakâr kesime moral vermekte idi.

 

Zira sol kesimin toplumu kutuplaştırarak oluşturduğu kavga ortamı, onların ötekileştirdiklerini yok etmeye dayalı Hegelist tavrı sergilemeleri mevcut kavgaları körüklemekteydi.

 

Bir teselli ver’le Gencebay, toplumsal dayanışma ile insanın insana olan ihtiyacını, bireysel ve toplumsal psikolojik travmaların yine toplumsal dayanışma ile aşılacağını ifade ederek “öteki” ile ilişkilerin yeniden kurulmasını dillendirmekte idi. Zira onun bu çağrısı dönemin tüm olumsuzlukları içinde “bir teselli ver” albümüyle 35 milyonluk ülkede 3 milyonu aşkın satış yapmasıyla bu iddialı sesin ve taşıdığı mananın kabulüne kanıt olmuştur.

 

Gencebay’ın bu çağrısı toplum mühendislerinin gözünden kaçmayacaktı ve hakkında idam davası açılmasına kadar ağır iftiraların ortaya çıkmasına sebep olacaktı. Yargılanması için gerekli tüm hukuki işlemler başlatılmıştı.

 

Bu baskılardan yılmayan Gencebay, devamında “Hatasız kul olmaz” diyerek yine toplum mühendislerinin karşısına çıkacaktır. Böylece materyalizmin kucağına itilen toplumumuza insanımızın kulluk bilinci ile yeniden toparlanmasını hatırlatacaktır. Ayrıca hataların affedilirliğinden bahsederek derin tarihi birikimimiz içinde toplumsal hoşgörümüzün ne kadar gelişmiş bir mekanizma olduğunun da altını çizerek, uzlaşmanın, iletişimin ve bu ülkede beraber yaşamanın gerekliliğini haykıracaktır.

 

Bu mesajlarını diğer şarkı sözlerinde de defalarca tekrar eden Gencebay, basitleştirilmek ve hafife alınmak için –özellikle- ülkemiz entelijiyasınca dışlanarak, yaptığı müzik türüne “arabesk” etiketi vurularak, gecekondu kültürüne hapsedilmek istenir. Böylece Gencebay’ın yükselen sesinin ülkemizin elitist tabakasına erişmesinin engelleneceği, alaya alınacağı ve böylece de toplumsal desteğin kırılacağı tahmin edildi. Buna yönelik de planlar yapıldı. Fakat sonuç istedikleri gibi olmadı.

 

Gencebay devamında;

“Bir damla mutluluk” ile yetinmeyi,

“Beni böyle sev” ile farklılıkların zenginliğini ve özgünlüğünü,

“Ben topraktan bir canım” ile yaratılmış insanı tanımlayarak kimsenin kimseden üstünlüğünün olmadığını,

“Dertler benim olsun” ile fedakarlığı,

“Allah bizimledir” sabrın ve inanç ile ilahi adaleti tekrar ve tekrar dillendirerek toplumumuzun muhafazakâr dinamiklerini ön plana çıkartmıştır.

Zaten bu yüzden kendisi hiçbir zaman yaptığı müzik türünü “arabesk” olarak tanımlamamıştır. Kendi müziğini içerik olarak protest nitelendirmesi ve buna karşılık da yapısal olarak kültürel motiflerimizden oluştuğunu ifade etmesi bu temel üzere olsa gerekir.

 




Ad - Soyad
:
E-Mail
:
Başlık
:
Yorum
:
Kalan Karakter Sayısı : 500