Yazar olmak
15.08.2016 ...
Deneme
767 okunma
0 yorum
Sayfayı Yazdır

  (Bu yazı İKRA´R dergisinin dördüncü sayısında yayımlanmıştır.)

 

 

 

 

 

Yazarlık kimilerince çölde kum taşımak, kimilerince de karda iz sürmek gibi zahmetli bir uğraş. Bu zahmete katlananlar ileriki yaşamlarında iyi bir yazar olamadıklarında çöldeki kum tanelerini bir oradan bir buraya savurduklarını düşünürler. Savrulan sadece kumlar mıdır? Değil elbet. Bir de koca bir ömrün boş işler peşinde savrulduğu halet-i ruhiye ortaya çıkar. Onca zahmetli uğraş neticesinde bir araya getirilen kelimeler istenilen bütünü oluşturamadığında hayal kırıklığı başlar. Ümit tükenir; kalemden, kâğıttan yüz çevrilir.

 

                Bir de başkalarınca okunup beğenilen ve yazarına saygı uyandıran eserler tebarüz ettiğinde o zaman yazarlığın tüm büyüsü sarar yazarın etrafını. Boy boy kitaplar kitapçı raflarında yerini alınca yazarın keyfine diyecek yoktur. Fakat akıllarda hep bir soru gizliden gizliye yerini alır: ‘Yazarlık doğuştan mıdır yoksa sonradan mı edinilir?’

 

                Yazar olmak elbette kolay değildir. Ama doğuştan gelen bir özellik olarak sayıldığında, daha yola çıkmadan başarısızlığı kabullenmeyi beraberinde getirir. Bu ön kabullenmişliği aşmak için çok çalışmak gerekir. Yazar olmak için teknik birikiminden önce yazar adayının kendinde görmesi gereken bazı ön şartlar vardır. Bu şartlar çalışmayla elde edilebileceğinden, kalem elden bırakılmamalı. Karakter oluşturma, duygu yüklemelerini başarma, hikâyenin taslağını kurma, kurguyu başarma ve diğer teknik hususların önünde gelen bu ön şartlar, bizim gerçekte yazar olup olamayacağımıza geçit verir.

               

Yazarlıkla ilgili belki de ilk sorun ilham bekleyenlerin kapıldıkları durumdur. Galiba yazarlık denince akla ilk edebiyat, edebiyat denilince de ilk şiir geldiğinden, yazarlığa adım atmak isteyenler için ilham beklemek, geceleri pencere önlerinde uyuyakalmak gibi bir hal alıyor. Yazıya dökecekleri duyguyu en iyi ifade edebilecekleri ortamı oluşturup ardından da uygun bir müzik eşliğinde gelen ilhamı kaçırmamak için ortamı tesis ederler. Ama tam oldu derken bir iki satırdan sonra ilham tekrar kaçırılır. İlham beklemenin bir sorunu da yazarın beklediği ilhamı kendi yaşam tecrübesinden yakalamasıdır. Bir ayrılığı en iyi ifade edebilmesi için o ayrılığı yaşaması gerekliliği inancına kapılırlar. Elbette yazar kendini yazısına aktarır. Ama bu denli şahsileştirilen yazarlıkta önemli bir sorun, yazarın tecrübe dünyasının çok da geniş olmadığında karşılaşacağı kısırlıktır.

 

                 Yazarlıkla ilgili ilk temel sorun yazmama problemidir. Buna ya-za-ma-ma demiyoruz. Çünkü yazamama belli denemeler ve çabalardan sonra bir türlü istenilen sonucu elde edememeyi ifade eder. Ama yazmama ise daha şahsi bir durumdur. Şayet yazar olmak isteniyorsa o halde mutlaka içeriği ne olursa olsun yazma alışkanlığına sahip olmak gerekir. Bunun için de ilham beklemek yerine kısa veya uzun fark etmeksizin gözlem ve düşüncelerini kâğıda aktarmayı başarmalı insan.

Yazmama sorununu tek bir eser oluşturanlar takip eder. Bir eser oluşturanlar, yazmama sorunundan sonra gelen ikinci sorun halkasıdır. Bu gibi yazarlar da bir yazın eseri oluşturduklarında ikinci için hazır olmadıklarını ve yeterli birikimin henüz oluşmadığını düşünerek yazmadan uzak dururlar. Bazen de ilk eserlerinden daha iyi bir eser ortaya koyamayacakları için yazmayı bırakırlar.

 

               Burada önemli bir psikolojik unsur, yazarların ilk eserlerinde elde ettikleri başarılarını bir daha sağlayamama kaygısıdır. Şayet ilk eserdeki gibi ilgi görmezlerse o zaman iyi bir yazar olamadıkları hissine kapılırlar. Bu kaygı onları yazarlıktan uzak tutar.

 

                Bir de ara sıra yazanlar vardır. Bu da ciddi bir sorunu teşkil eder. Daha çok mükemmeliyetçidirler. Yazıları arasında boşluklar olduğundan yeni bir yazıya konsantre olmaları zordur. Üretecekleri her bir yazının istedikleri kalitede olmayacağı yönünde düşünceleri baskındır. Böylece kendilerini geliştirmekten uzak kalıp, yine iyi bir konu, iyi bir karakter ve ilgi çekici bir üslup ile yazı yazmayı beklerler.

 

         Yazarlıkla ilgili bu sorunların altında, sürekli yazı yazma alışkanlığının kazanılmaması yer alır. Nasıl ki bir enstrümanı iyi derecede çalmak için günde belli bir zaman dilimi egzersiz yapılıyorsa yazarlık da bir sanat olduğundan bu sanatın gelişimi için sistemli bir yol takip edilmelidir.

 

             Sürekli yazmanın kişiye katacağı avantajlar vardır. Bunlar arasında ortaya çıkan eserin içeriğini en derinden etkileyen üslup gelir. Yazarın karakterine bağlı olarak ortaya çıkan üslup, ele alınan hikâyeyi en uygun biçimde anlatımı sağlar. Yazı ile dost olunduğunda ve sürekli yazma gerçekleştirildiğinde, farklı biçimleri denemek yazara büyük avantaj sağlar. Bu ayrıca oldukça keyif vericidir. Bunun yanında yazarın olaylara bakışını ve hissettiklerini yazıya aktarışı, herkes için en sıradan bir durumun bile yazar tarafından harika biçimde ele alınışı yazar olmak için önemli bir unsurdur.

 

         Yazar olmanın, sürekli yazma alıştırmalarının yanında bir de kişilik ile ilgili boyutu vardır. Nasıl ki yazarın bir karakteri varsa, yazının da, yazılmış olanın da karakteri ortaya çıkar. Bu yeni karakteri keşfetmek okuyucunun dünyasına kalmıştır. Belki de bu dünyayı iyi kuran bir yazar, okurlarına kendi düşüncelerini değil de eserdeki yazının taşıdığı düşünceleri aktarmayı başarandır. Böylece okurlar yazının taşıdığı mesajları keşfederek, derin bir dünyaya açılırlar.




Ad - Soyad
:
E-Mail
:
Başlık
:
Yorum
:
Kalan Karakter Sayısı : 500