Zeybeğin Ölümü
17.09.2012 Zeybek denilince zihinlere cihanşümul bir mana güneş gibi doğar. Mertliğin, dostluğun, cesaretin ve adaletin simgesi olur zeybek. O sadece günü kurtarmayı düşünen değildir. Yüreğindekilerle ve aklındakilerle geçmişten geleceğe bir dürüstlük yolu çizer. ...
Yorum
2480 okunma
0 yorum
Sayfayı Yazdır

Zeybek denilince zihinlere cihanşümul bir mana güneş gibi doğar. Mertliğin, dostluğun, cesaretin ve adaletin simgesi olur zeybek. O sadece günü kurtarmayı düşünen değildir. Yüreğindekilerle ve aklındakilerle geçmişten geleceğe bir dürüstlük yolu çizer.

 

Her kim haksızlığa uğramışsa, her kim adaletten yana dertliyse, her kim bir lokmaya muhtaçsa zeybeğin yolunu tutar; zeybeği gözler ümidi yarım kalmış gözleriyle. İşte bunun içindir ki zeybeğin ölümü mahallenin, köyün ve hatta tüm ülkenin ölümü gibidir. İyinin kötünün karşısında güneş gibi batmasıdır zeybeğin yokluğu.

 

Divan-ı Lügat Türk’te de zeybek kelimesinin kökleri hakkında bilgiler yer almaktadır. Sözlükteki bilgilere göre zeybekte yer alan “Bek” kelimesi sağlamlığı, “Zag” kelimesi de bir insan niteliği olarak anlayışlılık ve akıllılığı ifade etmektedir. İki kelimenin birleşiminde ise “zeybek” meydana gelmekte ve kelime esasında “sağlam bir karaktere” işaret etmektedir.

 

Siyaset alanına ülkemizde “zeybek” olarak bilinen şahıs merhum Adnan Menderes’tir. Esasında Menderes ismi ülkemizde siyaset lügatinde demokrasi ile karşılıklı olarak kullanılmaktadır. Hak ve özgürlüklerin temelinde insanın yer aldığı bir demokrasi anlayışının yerleşmesinin sembolüdür o aslında.

 

İki sene önce Recep Tayyip Erdoğan, merhum Adnan Menderes için bir konuşma yapmıştı. Bu konuşmasında sadece bir ismi değil, o isimle birlikte anılan ve memleketimizde siyaset ile birey ilişkisine denk düşen kavramları da ifade etmişti. Zira o konuşmada demokrasi tarihimizin bir özeti yer almaktaydı (17 Eylül 2010).

 

Recep Tayyip Erdoğan, merhum Adnan Menderes’i düşünürken ve konuşurken, sadece bir devlet başkanını ve onun hazin sonunu değil -aynı karede- merhum Menderes’in millet için temsil ettiği hak ve özgürlükler adına engin bir deryayı da görmektedir. Bu bir hissediş, bir anlayış ve bir derdin bir insanın vicdanında yer almasıdır.

 

Başbakan Erdoğan’ı bir siyaset adamının ötesinde görmek ve konuşmalarında siyaset üslubunun satır aralarında yer alan edebi ve insani söylemleri keşfetmek onu daha yakından ve derinden anlayabilmektir. Zira böyle bir bakış, neden Başbakan Erdoğan’ın çok önemli konularda satırlarını mısralar ile düzenlediğini de görmeyi beraberinde getirecektir.

 

Başbakan Erdoğan, Adnan Menderes için “Merhum Menderes´in hayatı kadar ölümü de siyasi tarihimize kazınmıştır. Aziz Milletimizin ´yeter söz milletindir´ haykırışı Demokrat Parti´yle birlikte horlanan, dışlanan, küçümsenen milyonları da iktidara taşımıştır” sözlerini söylerken bile o sadece bir liderin arkasından, ölümüne dair söz söylemiyor aynı zamanda bir milletin geleceğine dair ifadelerde de bulunuyor. Ama en önemli ve en anlamlı sözlerini Necip Fazıl’ın Merhum Menderes için yazdığı “Zeybeğin Ölümü” şiirinden yaptığı alıntıda ortaya koyuyor:

 

Zeybeğimi, birkaç kızan, vurdular;
Çukurda üstüne taş doldurdular.
Bir de, ya kalkarsa diye kurdular...
Zeybeğim, zeybeğim, ne oldu sana?
Allah deyip, şöyle bir doğrulsana!

Beyni tırmık tırmık, pençelere sor!
Mevsim niçin ölgün, bahçelere sor!
Sor; çukuru nerde, serçelere sor!
Ağla, bir dinmeyen hasretle ağla;
Zeybeksiz yolları gözetle, ağla!  

 

Belki de Erdoğan düğümlenen boğazından sızan son mısraı dilinden dökerken gözlerinde saklı tuttuğu o yaşları da kimsenin görmediği bir yerlerde akıtmaktaydı. Kolay mıydı bir insanın milleti uğrana can vermesi? Bir milleti engin tarihi içinden tasavvur ederek bugün yaşadıklarını, ona dayatılanları beğenmeyip, böyle gelmiş böyle gitmez haykırışıyla statükoya karşı gelmek… İşte bu yüzden merhum için demiyor muydu “Demokrasi şehidi” diye!

 

Bir 17 Eylülünün hüzünlü öğlen vaktinde, darağacına doğru ilerlerken Menderes, muhakkak ki aklında “bir gün kendisinin verdiği son nefesin üzerine milyonlarca insan yeniden doğacaktır” inancı yer almaktaydı.

 

Bir siyasetçi olarak şüphesiz Erdoğan “her hizmetin bir bedeli olduğunu” bilmektedir. Kendisi değil miydi “biz bu yola çıkarken kefenlerimizi giydik de öyle çıktık” diyen? İşte bunun için demiyor muydu Menderes için  “ Menderes ve arkadaşları, bu ülkeye ve bu millete yaptığı hizmetlerin bedeli olarak son nefeslerini vermişlerdir” diye.

 

Aslında Erdoğan bir zeybeğin ölümü ile bir milletin dirilişini ifade etmektedir. Ve ne zaman karşısına statükodan yana engeller ve dayatmalar çıkartılsa, milletin vicdan limanına sığınmakta, ve asla kişisel bir heves için hareket etmediklerini ifade etmektedir. Bu bakımdan kendi siyaset yürüyüşünün üzerinden geçtiği zemine sürekli atıfta bulunarak, demokrasinin gelişmesi ve yerleşmesi için yol haritasını da kendisiyle birlikte yürüyen arkadaşlarıyla birlikte milletine ve tabii ki de değişime direnen statükoya da söylemekteydi:

 

Bizler, bize yönelen bu sahiplenme duygusunu, bu sevgi ve sempatiyi doğru analiz etmek, bundan doğru sonuçlar çıkarmak zorundayız. Hepimiz ta baştan beri, bu yola çıkarken, rahmetli Menderes’in deyimiyle siyaset gömleğinin ateşten bir gömlek olduğunu biliyorduk. Ancak ustalık, bilgelik, Ateşten gömlek giymeye rağmen, yanmadan “olabilmek” ve “pişebilmektir”. Gerçek asalet; gösterilen ustalığa başka erdemler katabilmektir, yani; kibirlenmemek, büyüklenmemek, şaşmamak ve şaşırmamak, aldanmamak ve kimseyi aldatmamaktır. Üzerimize aldığımız ateş; Bir şafaktan başka bir şafağa, bir yandan 23 Nisan 1920’den sonsuza kadar taşıyacağımız, öte yandan 1946’dan 14 Ağustos 2001’e taşıdığımız bir ışıktır. Bu nedenle AK Partililerin misyonu, aynı 29 Ekim 1923 heyecanıyla, bu ışığın, ülkemizin her santimetrekaresine, her insanına ulaşmasını sağlamaktır (14.08.2002).

 

Necip Fazıl şiirinin devamında;

 

Bilemem susarak ölmek mi hüner? 
Lisan çıldırıyor dil nasıl döner? 
Ondan son iz uzak, uzak bir fener.

 

diyerek adaletin gücünü gösteriyordu beklide. Çünkü ölümün bile cellâdına boyun eğmediği, asaletli olduğu anları vardır. Kim bilir “uzak bir fener” ibaresi 2001 yılında milletin yaktığı bir ışığı temsil mi etmektedir?

 

Recep Tayyip Erdoğan her şeyden önce bir hareket insanıdır. Onun hareketinin dinamosunu ise bir medeniyetin mefkûre algısı oluşturmaktadır. Bu öyle bir algıdır ki mısralar ile can bulan düşüncelerin, okundukça insana hareket katan şiirler gibi adeta gül bahçesinde gezinen bir insana güllerin kattığı zevkleri şiirler ile yaşamaktır. İşte bu yüzden Erdoğan birçok önemli konuşmasında can alıcı mesajlarını şiirin dilinden vermektedir. En sevdiği şeylerin başında gelen şiir okuma isteği her ne kadar ona acılı hatıraları yaşatmışsa da adeta mısralar Erdoğan’dan af dilercesine diline düğümlenmekte ve vermek istediği en önemli mesajı kalbinden, aklından ve vicdanından alıp milyonlara ulaştırmaktadır.

 




Ad - Soyad
:
E-Mail
:
Başlık
:
Yorum
:
Kalan Karakter Sayısı : 500