Yeni Osmanlı Cemiyeti
25.09.2012 Yeni Osmanlı Cemiyeti siyasi tarihimizde geçen ikinci siyasi parti nitelikli cemiyet olma özelliğindedir. Aslen gizli bir teşkilat niteliğinde kurulan cemiyet Batı?dan aldığı fikirler ile Devletin içinde bulunduğu zor duruma çare arar. ...
Siyaset
2909 okunma
0 yorum
Sayfayı Yazdır

Yeni Osmanlı Cemiyeti siyasi tarihimizde geçen ikinci siyasi parti nitelikli cemiyet olma özelliğindedir. Aslen gizli bir teşkilat niteliğinde kurulan cemiyet Batı’dan aldığı fikirler ile Devletin içinde bulunduğu zor duruma çare arar.

 

Cemiyetin başkanı Mustafa Fazıl Paşadır. Cemiyetin üyeleri arasında; Namık Kemal, Kayazade Reşat, Menapirzade Nuri, Sağır Ahmet Beyzade Mehmet, Mir’at Mecmuası sahibi Refik, Suphi Paşazade Ayetullah kurucu olarak yer alır. Ayrıca Ziya Paşa, Ali Suavi, Agah Efendi, Ebüzziya Tevfik gibi isimler de cemiyetin üyesi durumundadır.

 

Cemiyette bu kadar renkli isimlerin olması oldukça karmaşık bir tarihi içinde barındırmasını beraberinde getirir. Zira cemiyetin mensuplarının ileriki yıllarda yurtdışına kaçmaları ve siyasi çalışmalarına buradan devam etmeleri onları Jön Türkler olarak bildiğimiz evreye getirecektir. Amaçlarına yaklaştıkça tekrar yurda dönüş yapmışlardır.

 

Cemiyetin mensupları bu tarihten önce de daha küçük çaplı gizli örgütler içinde yer almaktaydı (İttifak-ı Hakimiyet). 1865 yılı Haziran ayı içinde Belgrat Ormanlarında yapılan gizli bir toplantıda guruplar birleştirilmiştir. Bu toplantıda alınan en önemli karar “saltanatın yerine meşrutiyet rejiminin” getirmek istenmesidir. Bu düşüncelerini İtalya’da hâkim olan Carborani siyasi düşüncesinden almaktaydılar.

 

Carborani İtalya’da “Kömür İşçisi” anlamına gelmektedir. Bu fikri yapı İtalyan kilisesine karşı laik bir yönetim anlayışın gerekliliğini taşımaktaydı. Toplumsal kurumları laikleştirmeyi hedefleyen bu akım kısa süre sonra Fransa’ya da intikal etmiştir.

 

Cemiyetin fikir erbabı olan Ayetullah Bey (ki daha sonra cemiyeti ihbar etmiştir) cemiyetin teşkilatlanmasını “hücreler” üzerine kurmuştur. Her bir hücre yedi kişiden oluşmaktaydı ve 1 hücre başkanı bulunmaktaydı. Ayrıca hücre mensuplarına 7/3, 7/5 gibi kesirli kodlar verilmişti. Teşkilat bu hücreler üzerinden birbiriyle iletişim kurmaktaydı. Cemiyetin mali destekçisi, aynı zamanda başkanı olarak geçen, Mısırlı Prens Mustafa Fazıl Paşa idi.

Cemiyete mensup genç düşünürlerin fikri alt yapılarını besleyen Fransız ajanlarıydı. Şinasi ile Namık Kemal arasındaki mektuplaşma yine bu ajanlar tarafından sağlanmaktaydı.

 

1867’de Jön Türkler diye anılmaya başlayan akımın içinde en etkili isimlerden birisi de Fransız ve Mason Yahudi Lider olan Leon Cahun’dur. Cahun birçok Jön Türkü bir araya getirerek onların tanışmalarına vesile olmuştur.

 

Cahun aslında siyasi tarihimiz içinde ilgiyle incelenmesi gereken bir isim hatta ajandır. Çünkü 1869’da kaleme aldığı “Asya Tarihine Giriş: Türkler ve Moğollar” kitabı Cemil Meriç’in ifadesiyle “Türkçülüğün Kuran-ı Kerim’i” gibidir. Bu kitap ve içindeki düşünceler ileriki tarihlerde Türkçülük üzerine fikir üretecek birçok düşünüre ilham kaynağı olmuştur. Ayrıca Cahun’ın 1876’da “Gök Bayrak” adlı bir de romanı yazmıştır.

 

Bu kitapların ayrıntılarını burada pek fazla girmeyeceğiz. Şu kadarını belirtebiliriz ki bu iki kitabın en büyük rolü; Osmanlılılık anlayışını onun içinde yer alan İslam inancını ortadan kaldırıp yerine bir ırk meselesini koyup, Türklük ve onun üzerine oturtulmuş Laik bir anlayışı ikame etme görevidir.

Cemiyetin mensupları olan Jön Türklere “Türkçülük” bilincini ve laik meşruti yönetimi aşılama görevini üstlenen bir diğer isim de yine Yahudi olan Armin Herman Vambery idi.  Vambery 1870’de Budapeşte’de ilk Türkoloji Kürsüsünün kurcusudur. Vambery’nin Türklük ile olan alakası bu kadarla kalmaz ayrıca 1908 dünyanın ilk Türk Derneğinin Onursal başkanı, 1910’da açılan Turan Cemiyetinin de onursal başkanıdır.

 

Cemiyetin tarihimizde karıştığı olayların sayısı çoktur. Bu olayların etkileri hala günümüze kadar gelmiştir. Tahttan padişah indirilmesi ile suikast girişimlerine kadar ileri giden bir yapısı vardır. Toplantılarını gizlilik içinde yaparlardı. Kodlar ve şifreler ile hareket edilirdi. Ayrıca cemiyete üye olmak isteyenler özel bir yerde bağlılık yemininden sonra harekete dâhil edilirdi.

 

İkinci meşrutiyet cemiyetin fikirlerini yaymada başarılı olduğunun bir göstergesidir. Cumhuriyet yıllarında cemiyetin üyesi olan ve yine Türkçülüğü savunan başka bir isim karşımıza çıkmaktadır. Bu kişi Yahudi Avram Galanti’dir. Her nasıl oluyorsa Türkçülük fikirlerinin babaları Yahudi çıkıyor tarihimizde. Galanti yazdığı bir makalesinde “Tevrat’ta geçen Togarman’ın Türklerin atası olduğunu” savunur.

 

Galanti’nin hikâyesi burada bitmez. Darülfunun’da profesörlük yaptı. 1939 yılında CHP’den Niğde Millet Vekili olarak meclise girdi. İki dönem vekillik yaptı. O denli bir Türkçülük yanı vardır ki Türkiye’de yaşayan Musevilerin bile Türkleşmesini savunur. Aynı tezini Anadolu’da yaşayan diğer bütün ırklar ve soylar içinde savunur.

 

Aslında Yeni Osmanlı Cemiyeti hakkında söylenecek çok şey var. Aktörleri tarihimiz içinde öne çıkan isimlerdir. Fakat biz burada daha çok cemiyetin tarihimiz içinde taşımış olduğu yükten bahsetmeye çalıştık. O yük meşruti ve laik bir yönetim anlayışının Ulus bir devlet nitelikte kurgulanmasından başka bir şey değildir.

 

Dikkatle bakıldığında bu fikri yapılanmalarının günümüze nasıl intikal ettiğini ve günümüzdeki siyasi yapılanmalarda ve olaylarda nasıl kendini gösterdiği açıkça görülmektedir.

 

 

 

 

 

 

 




Ad - Soyad
:
E-Mail
:
Başlık
:
Yorum
:
Kalan Karakter Sayısı : 500