Fedailer Cemiyeti
04.01.2013 Osmanlı?da ilk kurulan ve bir siyasi parti niteliği ile anılan bu cemiyet gözüken o ki mevcut yönetime bir başkaldırı hareketi olarak kuruldu. Bu ibare ile de sanırım siyasi parti tarihimizin ilk örgütlenmesi darbecilik anlayışı üzerine oturtuldu. Oysaki siyasi partilerin asıl gö ...
Siyaset
2700 okunma
0 yorum
Sayfayı Yazdır

Fedailer Cemiyeti  siyasi tarihimiz içinde ilk kurulan siyasi parti niteliğindedir. Tanzimat’la birlikte Osmanlı döneminde ortaya çıkan ilk siyasi yapılanmaların yani günümüzdeki partilerin çoğunluğu “cemiyet, komite, fırka” isimleri ile anılmaktaydı.

 

Süleymaniyeli Şeyh Ahmed’in başkanlığında kurulan Cemiyette, medreseli genç öğrenciler de yer almaktaydı.  Daha sonra giriştikleri eylemlerden sonra yakalanınca bugün İstanbul Çengelköy’deki Kuleli Askeri Lisesi binasında yargılanmışlardır. Bu yüzden bu olaya “Kuleli Vakası” da denmektedir.

 

Fedailer Cemiyeti’nin kurucuları arasında öne çıkan isimler Hüseyin Daim Paşa, Arif Bey, Binbaşı Besim Bey, Tophane Müftüsü Bekir Efendi, Kütahyalı Şeyh İsmail, Hoca Nasuh Efendi’dir. Üyelerinin genel profiline bakılınca çoğunluğu şeyh, hoca, medrese öğrencileri, orta rütbeli subaylar, askerler ve halktan oluşmaktadır.

 

Üyelerinin arasında daha çok fedailer adı verilen, her türlü eyleme ve gösteriye katılan bir kesim yer almaktaydı. Bunlar Cemiyete üye olurken “ahd” imzalardı. Ayaklanmalarda etkin görevler alacaklarına dair bir de söz verirlerdi. Bu amaçla Cemiyetin yaklaşık 50 üyesi bulunmaktaydı. Bunların yanında Cemiyet kurucularının temin etmeyi söz verdikleri başka eylemciler de bulunmaktaydı.

 

Cemiyetin kurluş amacı Abdülmecit’i tahtan indirecek çeşitli eylemleri organize etmekti. Osmanlı tarihindeki “yenileşme” hareketlerinin siyasal alana yansıması sonucu halk yapılanması veya örgütlenmesi olarak öne çıkan ilk teşkilat olma özelliğindedir.   Fakat bu yenileşmeyle birlikte kurulan Cemiyet siyasal bir açılımı savunan bir nitelikte algılanmamalıdır.

 

Cemiyetin çok fazla matbu evrakı bulunmadığından haklarındaki bilgileri daha çok Kulelide kurulan mahkemenin zabıtları arasından ve dönemin gazetelerinden elde etmek mümkündür. Kuruluş amaçlarını Başkanları olan Süleymaniyeli Şeyh Ahmed şöyle ifade etmektedir: “1839 Tanzimat Fermanı ve 1859 Islahat fermanlarıyla birlikte azınlık olan Hıristiyan uyruğa verilen haklar şeraite aykırıdır. Biz bu tepkimizi dile getiriyoruz”.

 

Mahkeme sonucunda Cemiyetin üyelerinden bir kısmı idama, bir kısmı kürek, kalebentlik ve bir kısmı da sürgün olmak üzere değişik cezalara çarptırılmışlardır.

 

 Yukarda bahsettiğimiz ve Cemiyetin Başkanı Süleymaniyeli Şeyh Ahmed Efendiye ait olan “Tanzimat ve Islahat fermanları şeraite aykırı olduğu için tepki ortaya koyduk” ifadesi ilginçtir. Zira konuyu dönemin gazeteleri olan Ceride-i havadis ve Takvim-i Verkayi’den de inceleyince bazı noktalar daha aydınlanmaktadır.

 

13 Eylül Çarşamba 1859’da Abdülmecid’e bir jurnal verilir ve “ertesi gün bir kesim zevatın Tophane’deki Kılıçali Camiinde toplanarak Padişahı devirmek için harekete geçecekleri” bildirilir. Üstelik bu hareketin içinde bazı rütbeli askerler de bulunmaktaydı. Alınan tedbirler ile olay erkenden bastırılır ve sorumlular yargılanır.

 

Zira askerler ile hocaların bir arada eylem yaptığı düşüncesi kafaları karıştırabilir. Bu kafa karışıklığına sebebiyet veren soru Osmanlıdan günümüze uzatılabilir. Çünkü günümüzde de askerler ile hocaları aynı siyasal bakımdan eylem içinde düşünmek pek de mümkün değildir.

 

 Şeyh Ahmed aslında 3 bin askeri olan feodal bir ağadır. Şey Ahmed askerleri ile birlikte Kırım Harbinde Kars’a yardıma geldiğinde Islahat Fermanını öne sürerek Hrıstiyanlara verilen hakları öne sürerek savaşmaktan vazgeçmiştir. Bu hareketiyle yönetime karşı belli bir tavır aldığını ortaya koymuştur.

 

Kuleli Vakası Abdülmecid’i tahtan indirmeye yönelik bir darbe girişiminin ilk adımını oluşturmaktaydı. Dönemin düşünürleri de buna destek vermişlerdir. Mesela Şinasi (yargılananlar arasında yer almasa da mahkeme zabıtlarında ismi geçmektedir) yazıları ile onlara destek vermiştir. Ayrıca olaydan on yıl sonra Namık Kemal gazetesinde Kulelide yargılananların haksızlığa uğradığını belirterek devletin ve Padişahın zalimliğinden bahsetmiştir.

 

Diğer taraftan hareketin askeri gurubunda yer alanların ifadeleri incelendiğinde bazı ilginçlikler ortaya çıkmaktadır. Bunlar arasında Orgeneral Hüseyin Daim Paşa mahkemeye verdiği ifadelerinde, bir savunma yapmaktan çok, “13 defa hastayım, 20 defa da hatırlamıyorum” demiştir. İlginç olan, Paşanın içindeki devirme yani darbe zihniyetinin, mahkeme neticesinde padişah tarafından affedilmesine rağmen 8 yıl sonra yeniden ortaya çıkması ve “İttifak-ı Hakimiyet” örgütünün girişimde bulunduğu darbe içinde de yer almış olmasıdır.

 

Cemiyetin yargılanmasından sonra haklarında idam kararları verilenler daha sonra Abdülmecid’in affıyla müebbet hapislere çevrilmiştir. Olay sonucunda ölüm ile son bulan tek hadise, yargılananlar arasında hakkında idam kararı alınan Cafer Dem Paşa intihar etmesi ve  kendi hükmünü vermiş olmasıdır.

 

Osmanlı’da ilk kurulan ve bir siyasi parti niteliği ile anılan bu cemiyet gözüken o ki mevcut yönetime bir başkaldırı hareketi olarak kuruldu. Bu ibare ile de sanırım siyasi parti tarihimizin ilk örgütlenmesi darbecilik anlayışı üzerine oturtuldu. Oysaki siyasi partilerin asıl görevleri millete hizmet etmektir. Bu anlayış ile günümüz siyasi partilerini kısa bir değerlendirmeye tabi tutacak olursak neden yıllarca iktidarda olup da milletine faydası çok da olmayan partilerin var olduğunu daha net görürüz sanırım.

 

 




Ad - Soyad
:
E-Mail
:
Başlık
:
Yorum
:
Kalan Karakter Sayısı : 500